22 Eylül 2010 Çarşamba

Ben giderim, sen bekleme.



Ben giderim;
Sen bana yolu gösterme, kapı orada, biliyorum. Kaç kez girip çıkmıştık beraber o kapıdan, kaç kez ısrar etmiştin girmem için içeri, "biraz sohbet edelim" diye kahve eşliğinde. Ben de kapına kaç kere dayandım, bilemiyorum. Sırf iki çift cümle kuralım diye. Biz çift olamadık, bari cümleler olsun diye.

Ben giderim;
Arkamdan sakın ola su dökmeyesin, ben geri dönmeyeceğim... Çünkü biliyorum, sen de çağırmayacaksın beni. Onun için, gözümü boyamaya kalkma. Arkamdan hiçbir şey dökme. Ne su, ne öylesine söylenmiş sözler...

Ben giderim;
Uğurlamana hiç gerek yok, zahmet etme. Zaten gidiyorum, çıkarken kapıyı da çekerim, merak etme. 

Ben giderim;
Taksi çağırmana gerek yok. Ben taksiye binmem, biliyorsun. Yürürüm yağmurda, karda, çamurda. Yürürdüm yani. Sen de olurdun yanımda, ya da ben öyle zannederdim. Öyle hayal ederdim. O yüzden, sen hiçbir şey çağırma bana. Beni de çağır demiyorum. Çünkü biliyorum, çağırmayacaksın.

Ben giderim;
Arkamdan bakayım deme sakın. Geri dönüp baktığımda pencerene, her ne kadar saklansan da anlarım orada olduğunu perdenin usul usul nefesinle titreyişinden. Bilirim gidişimi izlediğini. Ama bilemem üzüldüğünü ya da sevindiğini. Onun için, sakın bakayım deme. Salakça umutlara kapılmak istemem, sen gidişim şerefine vereceğin partiyi kafanda tasarlarken.

Ben giderim;
El sallama bana. O el umut olur, "yine gel" der gibi yapar, dayanamam. Gelemem çünkü. Hem hiç el sallamadın ki bana. Hiç birbirimize "hoşçakal..." demedik biz galiba. Hatırlayamıyorum. Ama şimdi gidiyorum işte. "Görüşürüz" değil, "hoşçakal" bu sefer.

Ben giderim;
"Eve vardı mı acaba?" diye düşünmene hiç gerek yok. Zaten düşünmezsin de. Umrunda bile olmaz. Hiçbir zaman sormadın ki. Zaten "hoşçakal!" demedik mi birbirimize? O kapıyı orada kapattın sen. Pardon, ben çekmiştim kapıyı. Olsun, ne önemi var? Kim kapatsın diye konuşup karar vermedik bile. Sustuk. Cereyandan kapandı kapı aslında. Sen belki benim kapattığımı zannettin oturduğun sandalyeden. Ama ben kapatmadım. Ayakkabılarımı giyerken, "pat!". Kapı suratıma kapandı. Sadece söylemek istemedim. Sen, ben çekerim kapıyı diye bekledin, ben de ben çekmiş gibi yaptım. Birbirimizi kandırdık yine.

"Ben giderim" dedim, ve gittim ne önemi var bunların? Gitme bile diyemedin. Çünkü gitmemi istedin. Ben seni anladım, merak etme. Konuşmadan anlaşabiliyoruz. Muyuz? Konuşmadan anlaşabiliyor muyuz? Anlaşabildik mi? Bu anlaşmış halimiz mi? Sahi, anlaşabilmiş miyiz? Neyse, ne önemi var artık? Şimdi sadece;
Hoşça kal!...

7 yorum :

  1. gitme sebebinin istemekten değil de zorunluktan olduğunu anlamak zor değil. yeni de "gitme be ne olur" derlerse gitmeyivermeyi öğrenmek gerek.
    güzel olmuş beğendim de.

    YanıtlaSil
  2. zorunluluktan gittiğimizde kimse "gitme" demez genelde, isteyerek gittiğimizde "gitme" denir, o da birşey ifade etmez her iki tarafa da. çünkü zaten gidecektir, gider. teşekkür ettim:)

    YanıtlaSil
  3. Gitmek bazen fedakarlık. Sadece bedenin terkediyor onu. Gidenin arkasından el sallanmaz doğru.
    Çok güzel anlatmışsın :)

    YanıtlaSil
  4. buradaki gitmek aslında kalanın ruhundan gitmek, ruhunu serbest bırakmak, oradaki kapı kalanın iç dünyasının kapıları. biraz sembolik bir yazı ama somut olarak da bir anlam ifade ediyor gerçek gidenler ve kalanların da yaşadıkları hadiseler de böyle oluyor. evet bazen gitmek fedakarlıktır. teşekkür ederim yorum için :)

    YanıtlaSil
  5. Ben anlatamazdım,sen becermişsin.
    Hayatımdan gidenlere armağan ettim.

    YanıtlaSil
  6. Güle güle sana elvedaaaa.

    YanıtlaSil
  7. duyguseli:
    teşekkürler anlatabilmiş olmama sevindim.

    Modafobik:
    güle güle bana, aynen öyle.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu