16 Eylül 2010 Perşembe

Hayaller ve Kırıklıkları

benim şahsi ve bahtsız kalemciklerim

Öğrendiğimde beynimden vurulmuşa döndüm. Acı acı baktım etrafıma boş gözlerle. Birazdan kopacak fırtınanın sessizliğiydi işte bu. Öylece baktım. Yanıbaşımda duran anneme değdi gözlerim bir an, sonra çektim bakışlarımı üzerinden.
Bunu öğrenmek için gidip listeye bakmaya cesaret bile edememiştim. Nasılsa öğrenirdim. Herkes o gün akbabalar gibi listenin başına ya da internete doluşacaktı. Nitekim öyle de oldu. Şu an kimin beni aradığını tam olarak hatırlayamasam da, tanıdığım insanlardan sadece bir tanesinin listede adının olduğunu öğreniyordum o telefonla. "Bir daha" dedim, "Bir daha bak şu lanet olası listeye!" Ama yoktu. Ben ilk defa kendimden bu kadar eminken, ilk defa daha öğrenmeden bile olsa kesin gözüyle baktığım başarımın kutlamalarına başlamıştım bile içimde. Ama ben böyle eminken...
Ardından acı acı bağırmaya, ağlamaya başladım. Hüngür hüngür, hiç böyle bir şey için ağlamadığım kadar. Kendimi yere attım. Halının üzerinde, yerleri yumruklayarak bağırdım ve ağladım. Kendimi kaybetmiştim. İlk kez böyle olmuyordum, ama ilk kez bu kadar büyük bir hayal kırıklığına uğruyordum. Ve tabii ilk kez yerlere atılıyordum kendimi kaybederek. 
Daha önce de bir kez kendimi kaybetmiş, akan yaşlara aldırmadan gözlerimi boşluğa dikmiş, hareketsizce, öylece duruyordum. Arkadaşım, arkadaşlarım, dostlarım sayesinde evime kadar gidebilmiş, evde hüngür hüngür ağlamış, boş duvarlara bakarak gözümün önüne bir şeyler getirmeye çabalamıştım. Ama o zaman ve o durumlar çok başkaydı. Böylesini ilk defa görüyor ve yaşıyordum.
Elimde olsa uçup gidip kendi gözlerimle görmek isterdim. Ama yapamazdım da, bakamazdım belki. Eğer bu kadar çok isteseydim yapmış olurdum zaten. Herşey açıktı. O kadar umutlarla girdiğim, kendimden ilk defa bu kadar fazla emin olduğum -etrafımdakilerden de-, kesin gözüyle baktığım yetenek sınavını kazanamamıştım. Listede adım yoktu. Oysa figür, en iyi çizdiğim şeydi. O gün daha fazlası olmuştu.
Herşey bitmişti artık benim için. Hayat durmuştu sanki o an. "Dünyanın sonu değil ya!" derler hani, benim için adeta 'dünyanın sonu'ydu. İlk kez yüksek bir yerden, kalın bir betona çakılıyordum. Canım çok yanıyordu. Yanımda beni teselli etmek isteyen annem, fark etmeden daha can acıtıcı kelimelerle tuz basıyordu yarama sanki. O an, bir kelime daha etseydi, kendimi bir yolunu bulup öldürebilirdim. Herşeyimi kaybetmiştim, hayallerimi, geleceğimi, iki yılımı...

Unutulmaya yüz tutmuş, körelmiş yeteneklerimi canlandırma çabalarım vardı bir kaç zamana kadar.
Şimdi olsa, bir daha aynı hayal kırıklığına uğrar mıydım diye soruyorum kendime. Ama yok, bir daha aynı hatayı yapıp boşa zaman harcayamam. Herkes o sınavların nasıl döndüğünü yavaş yavaş öğreniyor artık. Hepsi böyle olmasa da. Aldığım ders bana yetti. Ve tabii kazandığım hobi de.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu