18 Eylül 2010 Cumartesi

Konuşamıyoruz, hiç birimiz...

... 
"... Kadınları çoğu zaman anlamıyorum Filipina. Onlara öyle şeyler yapıyoruz ki, niye hâlâ bizi sevdiklerine, koyunlarına aldıklarına her gün şaşıyorum. Sanırım her seferinde yaralı bir köpek gibi bakmayı başarabildiğimiz için. Çünkü kadınlar şefkat göstermezlerse ölürler. Sanırım bu yüzden bizi her seferinde geri alıyorlar. Eğer bizi sevmeleri bizimle ilgili bir şey olsaydı, çoktan topluca göç etmiş olurlardı bu topraklardan."...

..."Onları ağlattığımız için kendimizden nefret ediyoruz, ama ağlamadıkları zaman da annelerimiz kadar iyi yürekli olmadıklarını sanıyoruz."...

..."Oysa bizim, bize gülecek kadınlara ihtiyacımız var. Bize gülüp peşimizden sürüklemekten yorulduğumuz salyangoz kabuklarımızı çatlatacak kadınlara. Ama en çok da kadınların bize gülmesinden korkuyoruz. Gülen kadınlardan ödümüz patlıyor bizim Filipina. Bu yüzden şöyle ferah feza sevmeyi de sevilmeyi de beceremiyoruz. Kadınların bizi gösterişli kabuklarımız yüzünden sevdiğini sanıyoruz. O kabuğa katlanmak için her gece nasıl ağladıklarını görmüyoruz."...
Muz Sesleri - syf. 89/90

İkili gönül ilişkileri kadar zor bir başka ilişki türü yoktur şu hayatta. Patron-çalışan ilişkisi mi? Anne-çocuk ilişkisi mi? Abla-kardeş ilişkisi mi? Hiç biri bu kadar karmaşık, çözümlenemez olamaz bana göre.
Biz getiriyoruz bu ilişki türünü bu hale. Biz yapamıyoruz doğrusunu. Aslında herşey gururdan başlıyor, farklı yollara sapıyor yol ayrımında, farklı dönemeçlerde viraj alıyoruz. Konuşamıyoruz açıkça. Söyleyemiyoruz asıl söylenmesi gerekeni. Korkuyoruz belki yanılmaktan, belki sadece adrenalin tutkunu olduğumuzdan. Sözcüklerle beslenen canlıyı aç bırakmak gibi bir şey bu yaptığımız. Susuyoruz. Sadece susuyoruz, gözlerle anlaşmasını çok iyi biliyormuşuz gibi. Tek başarabildiğimiz bu; susmak. Gururdan, korkaklıktan, yanlışlardan... Nasılsa işte. Ne fırsatları kaçırıyoruz elimizden. Olması gerekenden daha kötü hissetmemizin de sebebi bu. Sanki bizi engelleyen bir şeyler var önümüzde. O yaklaştırmıyor bizi ulaşmamız gereken hedefe, konuşmamıza engel oluyor, eliyle ağzımızı kapatıyor. Bu sebeptan, biz dürüst olamıyoruz. Dürüstlük budur işte, konuşabilmek. Herşeyi, tüm açıklığıyla söyleyebilmek. Susmamak. Bir şeyi bitirmek isterken dürüst olunmalı, tıpkı başlarken olunması gerektiği gibi. Bir şeyi düzeltmek için dürüst olunmalı, tıpkı yıkarkenki gibi... Yani sözün özü, dürüstlük belki de.



3 yorum :

  1. bu yazıya başka bi açıdan bakıcaktım ama alakasız bulursun diye yazmadım. bunu da belirtmek istedim nedense.

    YanıtlaSil
  2. olsun, yine de yazsaydın merak ettim şimdi.

    YanıtlaSil
  3. Yine kadın erkek ilişkilerine gelecek o yüzden sustum :)

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu