7 Eylül 2010 Salı

Renksizlik...


Hala arıyorum hayatımın rengini, hatta ince ayrıntısını, cmyk'sını. Öyle bir çıkmaz sokağa boyanmış ki o renk, benim bilmediğim bir yerlerde. Arayarak mı bulunur, bekleyerek mi? Bildiğim tek şey sabrımın tükenmekte olduğu, yavaştan. Belki de elimde bir pantone kataloğu, renklerin gözüme en hoş gelenini seçesim var.
Ey hayat! o zaman bu, kader olmaktan çıkar. Kendi ellerimle boyamadım ki gökkuşağını. O zaten hep oradaydı, aynı renklerle. Ama hep yağmurdan sonra gösterirdi kendini. Saklanırdı uzunca bir müddet.
Sahi, ne zamandır gökkuşağını göremiyorum. Arayı açmasın. Solmayalım buralarda. Biliyorum, çıkmaz sokağı bulabilseydim eğer, eğer bulabilseydim o sokağı... Bulabilseydim, o sokağın içinde başımı göğe çevirirdim. Gökkuşağını görürdüm o zaman. Tam tepemden akardı göğsüme, sol yanıma doğru, yavaştan dolardı ruhuma, kalpten ayağa kadar. O zaman aramama gerek kalmazdı rengimi, zaten içim rengârenkken. Sonra beklerdim geceyi. Bir daha kaldırırdım başımı. Yıldızları görürdüm o zaman, yanında da dolunayı. Oldum olası severim çünkü ben dolunayı. Beni ben yapan ışık da oradan dolardı içime, rengârenk ışıklar saçardım etrafa. Artık parıldayan renklerim var benim diye haykırırdım bana bunları veren gökyüzüne. Minnettar olduğumu söylerdim ona...

2 yorum :

  1. kulaga beyaz isigin kristalden yansimasi gibi geliyor

    YanıtlaSil
  2. hmm evet, güzel bi benzetme. aşkın rengi ne renkse işte, kim bilebilir?

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu