13 Kasım 2010 Cumartesi

Aptal Pembe Gözlüklü Bisküvi...

Kendimi 'çaya batırılmış bisküvi'ye benzettim bugün ben. Hem de çaya batırılmış ve henüz çıkarılmamış bisküviye. Kopmuş en önemli parçalarım, dağılmışım, tamamen düşmüş-düşeceğim. Eriyip yok olmaya az kalmış.



Eriyorum yavaş yavaş, çöküyorum dibe. Ama sıyrıldım tüm acılarımdan. Çünkü alıştım çayın sıcacık buharına. Alışana kadarmış her acı. Eriyip yok olsam da artık acılarımla mutlu olmaya alışmış olmamın sevincini yaşıyorum. Zaman zaman herşeye inancımı yitirsem de çoğu zaman polyanna olmayı seviyorum. Etrafa aptal pembe gözlüklerimle bakmaya bayılıyorum. Bir hayal etsenize; aptal pembe gözlüklü bisküviyi...

7 Kasım 2010 Pazar

Gözyaşlarımızı Bitti Mi Sandın?

Bana aşık olmayı hatta ne aşkı, birşeyler hissetmeyi haram zıkkım ettiler. Şimdi ben kimlere söveyim? Canımı acıtırken gözümün yaşına bakmayanlara demediğimi bırakmasam rahatlar mıyım? Yoksa doya sıya ağlasam açılır mıyım değmeyeceğini bile bile? Kendime mi sövsem yoksa? Zira hep aynı şeyleri yaşıyorsam farklı kişilerle, suç bende olmalı. Salaklık bende olmalı. Şimdi benim içimden neşeli şeyler yazmak nasıl gelsin? Mutlu olmam için vardı benim blog, ben mutlu olamıyorum. Git gide dibe iniyorum, elimden tutup beni uçurumun kenarından kaldıracağını sandıklarım daha bir hırsla basıyorlar tutunmaya çalıştığım parmaklarıma, tıpkı Türk filmlerindeki kötü adamlar gibi. İyi yüreklisin, safsın derken saflığımla alay ediyorlarmış meğer. Bu dünyada kötü kalpli cadılar prim yapıyormuş çünkü.

Göz yaşlarımızı bitti mi sandın?
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu