3 Şubat 2011 Perşembe

"Eğer gözlüğünü unuttuysan görebiliyorsun demektir."

Şu an içinde bulunduğum kötü hissin haddi hesabı yok. Bende de hiç iyi bir laf yok ne biçim insanım anlamadım ki ben. Sürekli bir negatiflik, bir buhran... 'Yeter baaeeee' diye feryat figan isyanlarda içsesim. Ama haklıyım çok haklıyım hem. Çünkü gözlüğümü çalıştığım iş yerinde UNUTTUM!!! Tabiki de buhranda olacağım, haklıyım da haklıyım. Of! Çok feci. Her yer bulanık, her yer suyun dibinde cıppıdı cıppıdı dalgalanıyor sanki. Dalgalanıyor ama durarak. Yani dalgalanmıyor. Anlatmak istediğim şey hani o bulanıklık gibi şey var ya... Aman of! Anlatamıyorum da derdimi. Ama o kadar kötü bir şey ki! Allah düşmanımın başına göz bozukluğu vermesin. Ya da versin. Adam kalkmış da bana, en düşmansız insana düşman olmuşsa daha ne acırım ki ben ona? Bana ne, çeksin ceremesini. Ben kimi üzmüşüm de niye böyle olmuş da bana ki şimdi yani. Günahım neymiş yani? Demek ki günahla, düşmanlıkla, bedduayla falan olacak işler değil bunlar. Sınanıyoruz işte. O yüzden de isyan etmiyorum. Bu sözlerim şu anki cebelleşmemden kaynaklanıyor. -çok şükür ki şişe dibi kalınlığında camları olan bir gözlüğüm yok.- Etraftaki duvarlar üzerime üzerime gelse ben onları ancak yarım metreden fark edebileceğim yani o derece. Bir de şimdi akşam saati suları olduğu için böyle daha bir fazla sorun yaşıyorum. Gün ışığı fazla etkilemiyor. Hatta bazen gün ışığında şöyle düşündüğüm, gamsızlaştığım da olmuyor değil : "Aman canım, ben niye haybeye gözlük kullanıyorum ki? Mis gibi de bal gibi de görüyorum ahanda işte. Ne gereği var, lüzumsuz yere canımı sıkıyorum, şahin gibiyim, atmaca gibi görüyorum, kartalım mübarek... Oh oh mis..."
Ama aslına bakarsanız şahinlik, atmacalık hak getire. Artık göz yanılsaması mı dersiniz, gün ışığı şiddeti mi dersiniz, gereksiz özgüven mi dersiniz ne dersiniz bilemem.
Bu arada ben böyle "Gözlüğümü unuttum yeeaaa...Göremiyorum ben..." şeklinde isyanlarda, ergenlik çağındaki çocuklar gibi yüzümü gözümü buruştura buruştura konuşurken babamın takdire şayan cümlesi çıkageldi: "Eğer gözlüğünü unutabildiysen görüyorsun demektir."
O an içimden bir "Vaaaaay!" çektim ve ardından; "Adamcağız ne bilsin paydos eder etmez gözlükler hooop kutusuna ve oradan da -eğer unutmazsam- çantaya. O sanıyor ki gözlükle dolanıyorsun ortalıklarda."
Hoş gözlükle dolanıyorum gayet. Sürekli takıyorum sokak hariç. "Sokak neden hariç?" diye soranlar varsa onu da açayım:
Gözlük kullanmaya başladığım ilk zamanlar yani 7. sınıfa giderken suları, -çok önemle iliştirilmiş not: daha önce de bahsetmiştim 7. sınıfta aşık olmuştum ben, bu çok önemli etkenlerden- yeni yeni gözlüğe alışma evresi, kulaktan dolma şeylerle arada takmasam da olacağını zannediyordum. Yani bir nev dinlendirici sıfatı yüklemiştim gözlüklere. O dönemde sadece kapalı ortamlarda gözlük kullanıp gün ışığı görülecek yerlerde kullanmamaya başladım. Öyle böyle derken gözlerim alıştı. Gün ışığına gözlükle çıktığımda kaldırımlar falan üstüme üstüme gelmeye başladı. Evde gözlük takmadığımdaysa da duvarlar aynı şekilde. İşte öyle alışınca da böyle süregeldi. Şimdi beni görenler içlerinden şu yorumu yapıyorlar: "Pis gerizekalaaaa!. Sankim süslü kokana bişiyim de hava yapıyo millete. Taksan nolooor takmasan nolooor çok mu güzelsinki sankim?"
Evet, ben iç okuyabiliyorum ki hem.
Son not: Gözlüğüme kavuşmak istiyorum, sevmesem de onu!

3 yorum :

  1. Göz odur ki hakkı göre.. Yazın çok güzeldi. Devamını da isteriz..

    YanıtlaSil
  2. Bu arada "Değerler Eğitimi" hakkındaki görüşlerinizi sayfamda paylaşmanızdan memnuniyet duyacağız.

    YanıtlaSil
  3. teşekkürler, ben de sizin yazıyı okudum ve yorumumu iliştirdim hemen.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu