28 Eylül 2011 Çarşamba

Çok kişisel oldu bu.

(Uyarı: Giriş yazısında saçmalayabilirim. Gelişme ve sonuçta da. Ama giriş hep saçma olur bu blogda. Olsun. Evet.)

Hayatımda hiçbir gelişme, değişme olmamasına rağmen ben, garip şeyler yaşıyorum denebilir aslında. Tekdüze yaşadığım halde kendi içimde -belki herkes gibi- iniş çıkışlarım var kendime göre. Kimi zaman ağlıyorum; "çok ağlayan çok güler" ya da "çok gülen çok ağlar" laflarına fazla inandığım için de çok ağladığım zamanların sonrası hep çok gülmek oluyor. Bu bağlamda da, çok güldüğüm zamanların sonrası ağlayarak geçiyor. Bu örüntü böyle gidiyor anlayacağınız. Çok karışık ve uzun sayılabilecek bir giriş yazısından sonra devam etmeye devam ediyorum;
İçim çok sıkıldı, çok fena ruhsal bunalımlara düştüğümü zannettim ve önemli kararlar aldım önce. Çalıştığım işyerinden ayrılma kararıyla başladım. Artık farklı bir şeyler yapmak istiyordum çünkü. Hep olduğum yerde saymaktan başka bir işe yaramıyorum. Eskiden beri önüme çokça hedef koyup sonuç olarak hiçbirine tamamen yoğunlaşamama sorunum var. Buna açlık mı denir, yolunu bilmezlik mi denir, bilemiyorum. Bundan memnun değilim. Hem de hiç. Bu huyuma hâlâ devam ediyorum işin kötüsü. Sanırım bulunduğum yerden mutlu değilim. Hani derler ya, mutlu olduğumuz mesleği yapmalıyız. Ben kendimi mutlu hissetmiyorum. Mutlu hissedeceğimi düşündüğüm yerde de "ya yine aynı şeyler olursa" diye cesaret edemiyorum. Üstelik boşa harcanacak tek bir yılım yok. Ama bir ay düşünme sürem var. Bir ay sonra artık çalışmayan ve ne yöne gideceğine karar vermiş olan biri olmalıyım. Gerisini bilmiyorum. Zor bir karar, sadece bunu biliyorum. Hiçbir yöne dönmesem de en azından şu anki yolumda kendimi geliştirerek ilerlemem gerekiyor. Artık hayırlısı diyelim öyle olsun.
Onun haricinde, bazı acılara alıştığımı farkettim son zamanlarda. Bazı acıları yaşıyorum evet, aşk acısına yakın şeyler mesela. Tam aşk diyemiyorum ya, herneyse. Kendimi aptal gibi hissettiğim anlar oluyor mesela. Sonra geçiyor. Sevsem de sevmesem de, acısı yok oluyor. Belki acısı da yok olmuyor. Ama en azından geçmiş gibi hissediyorum. Bir süre sonra acıyı görmemeye, hissetmemeye, belki de umursamamaya başlıyorum. O kadar alıştım ki çoğu insanın sadece bir ya da en fazla iki kere yaşadığı acılara. Ben sürekli aynı şeyi yaşıyorum çünkü. İşte insan yaşaya yaşaya her çeşit şeye alışıyor.
Şu sıralar çok sık blogumu güncellemediğimin farkındayım. Ama bunun sebebi yazamamak, yazmak istemek de elin gitmemesi değil. Bir edebiyat yarışması için öykü hazırlıyorum. Bir de öyle bir şey deneyeyim dedim. İlginç bir deneyim oldu diyebiliriz. Öyküm kazanmasa da benim için önemli bir şey olacak. En azından bir öykü yazmış ve tamamlamış olacağım. Benim başyapıtım olacak. Öyle de garip şeyler hissettim işte. Büyük bir hevesle yazıyorum. Düşünüyorum, notlar alıyorum. Kısacası çok eğlenceli.
Öyle işte. Görüşürüz. Ama dur bir! Çıkmadan önce şuna br tıklar mısın? Dinlemediysen dinle. M.F.Ö. iyidir. Canımdır benim. Bu da yeni şarkı. Yine harika, yine hoş, yine yine yine... Hep yaşın 19

1 yorum :

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu