11 Aralık 2011 Pazar

Pandoranın kutusu açıldı hanıııım!

Bazı gerekli-gereksiz eskileri tutabilen bir insanım. Yengeç burçlarının 'eskici' olduklarını söylerler zaten. Tam burcumun özelliklerini taşıyan bir insanım aynı zamanda. Yaşım genç olmasa kim bilir kaç koli eski anılar olurdu, şu an onu kestiremiyorum bile. Zaman zaman "amaaan tuttuğum şeye bak, ben büyüdüm ulen!" tripleriyle çöpe gönderdiğim şeyler de oldu. Ama şimdi bazılarına pişman oldum diyebilirim. Ne de olsa onlar benim ergenlik anılarım (Kafa hâlâ değişmemiş bende, hâlâ o eskici kız kafasındayım görüldüğü gibi).

Geçenlerde bir kitap arayıp bulma umuduyla eskileri tıkıştırdığım dolabı açtım. Bir koli buldum. Aman ne koli! İçinden birbirinden acayip şeyler çıktı. Bazıları neden tuttuğumu bilmediğim, bazıları anıları olan şeylerdi. Ama bu kadar acayip şeyi hangi akla hizmet tutmuşum ben bile kendimi sorguladım. Yabancı bir oyuncunun (yakışıklı olduğu için atılmaya kıyılmamış olan) posteri, Eskiden, Belki ergen bile değilken dinlediğim Tiziano Ferro cd kapak fotoğrafı, lise hazırlıktayken (ingilizce hocamızın isteği üzerine) tuttuğum ingilizce günlük, arkadaşımdan gelen süslü zarflı mektuplar, biricik ergenlik günlüğüm...



Günlüğüm ve arkadaşımdan gelen mektupları hiç unutmadım, sürekli aklımda ve güldüğüm şeyler aslında. Arkadaşımın mektuplarına neden gülüyorum, deli miyim değil mi? Ama durum öyle değil işte. Arkadaşımla aynı apartmanda oturuyorduk. Birimiz en alt katta, diğerimiz en üst katta (öyle birimiz 3. daire, diğerimiz 5. daire değil, böyle de marjinaliz). Ben ona kaç tane ve nasıl mektup yazdığımı pek hatırlamıyorum. Ama elimde belge olduğu için onun bana yazdıklarını elbette ki hatırlıyorum. İç ve dış olmak suretiyle iki kapımız vardı bizim. Dış demir kapımızın altı da üstü de epey açıklıktı. Arkadaşım benim haberim olmadan yukarı çıkar, kapının altından atardı mektuplarını. Onlarınki çelik kapı olduğundan sanırım ben elden veriyorumdur. Ama biz neden aynı apartmanda olup da çocuk aklımızla böyle bir iletişim yolunu seçmiştik acaba? Oysa sürekli dakikalarca telefonda da konuşurduk, sokakta sabahtan akşama kadar da oynardık (yeni nesli deyimiyle "taqılırdıq qanqa"). Ama mektuplara şimdi de bakınca, inceledikçe anlıyorum ki birbirimize diğer görüşme yollarıyla her şeyi söyleyemiyormuşuz. O kadar yakın olmamıza rağmen garip bir iletişimimiz vardı. "Seni seviyorum" demekten çekinirdik mesela. Severdik birbirimizi. Ama birbirimize "seni seviyorum" dediğimizi çok fazla hatırlamam. Ne geçmişte ne de şimdi. Ama mektuplarında beni ne kadar sevdiğini rahatça söyleyebilmiş. Şimdi de böyle değil mi? İşte yazıyoruz buraya, sohbet ederken bir dostumuzla, her şeyi uzun uzadıya bu şekilde konuşabiliyor muyuz? Yazmak işte o yüzden güzel.
Neyse, çok duygusala bağladım. İşin komik tarafları da var. Şu cümle gibi mesela: "...sakın ama sakın şunu unutma her zaman birbirimizi kırsakta seni çoooookk seviyorum..." Nasıl yani? Her zaman derken? O kadar da değildi yahu. Ben çok zırlaktım, onlar eğlenceliydi. Beni sinir etmek için bir şeyler yaparlardı, ben ağlar küserdim. Öyle zırt pırt olmazdı. Her zaman birbirimizi nasıl kıralım, mümkün mü bu? Benden çok çekmiş gibi yazmış. Hani başkası okusa "Vah zavallııııımm! Bu zalim kıza n'apmışsa artık... Tüh tüh!" der içinden. Bu cümleye çok güldüm şimdi mesela.
Bir diğer mektubunda da sevgilisine selam yollamış. Evet, mektup bana ama. Taşınma planları vardı. Kendisi eğer o evlerinden taşınırsa göremez bir daha diye benim mektubumla ona da selam yollamış bir taşla iki kuş hesabı.
Ben esas şimdi kendi yazdıklarımı merak ettim deli gibi ama o saklamamış sanırım :(

Günlüğüm ise bambaşka bir tat bırakıyor bende her seferinde. İlk ve son günlüğüm. Blogumu saymazsak tabii. Ergenlik günlüğüm o benim. Ne olduğunu bilmeden bir sayfasını okusanız hemen bir ergenin yazdığını anlayabileceğiniz bir günlük. İlk aşkımı yazmıştım. Zaten günlüğü tutmaya başlama amacım da ilk aşkımdı. İyi ki yapmışım diyorum. İlk aşk bu, boru mu? Ama anlatımın dilini görseniz, o kadar komik ki! Bir de aşık olduğum çocuğun sonraki yıl ilkokulu bitirip liseye gidecek olmasına o kadar içerlemişim ki anlatamam. "...Ama napsın, o da mecbur liseye gitmeye..." gibi saçma sapan cümleler kurmuşum.

Bir gün de şuralara yazdığım şu şeyleri görüp "Ne aptalmışım, peh cümleye bak!" dersem şaşırmam. Çocuk olmak güzelmiş ama be! Şimdi "tek derdim bu olsaydı keşke" diyebileceğim bir sürü şey yazmışım o zamanlar. Aslına bakılırsa tam da şu an yaptığım gibi.

2 yorum :

  1. yaa bu yazı bana çok tanıdık. çok güzel.

    çiünkü ben de ilkokul, ortaokul.. sıra arkadaşımla mektuplaştım yıllarca ve ne saçma dertlerimiz vardı aynen.

    of ama ne güzellerdi!

    YanıtlaSil
  2. mektuplaşmak güzeldi gerçekten, evet dertler de güzeldi oyunlar da güzeldi keşke dönebilseydik :)

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu