30 Ocak 2011 Pazar

Yanında Hamile Gezdirmek!

Ne garip şeymiş insanın kolunda bir hamile olması. Öyle acayip bir şey ki... Kendimi çok tuhaf hissettim.
Bugün çocukluk arkadaşımla beraber biraz hava alalım, açılalım dedik. Aslında o, ben ve karnındaki. Ürkek ürkek yürüyor, içimdeki karmaşık duygu silsilesiyle baş etmeye çalışıyordum sanki. Hoştu bir yandan da. Resmen baba adaylarına karşı empati yaptım o an. E malum bir yakın arkadaşların, bir anneanne adaylarının bir de baba adaylarının kolunda hamile bir anne adayı olur. O kadar ürkek oluyorsunuz ki o an ya biri çarparsa, değerse, bir şey olursa diye. Bir de bebeği taşıyana sormak lazım tabii onu.
Bir yandan da kafamı kurcalıyor, bir erkeğe nasıl güvenip bir bebek sahibi olunabilir diye. Önce nasıl güvenipte evleniyorlar, sonra da nasıl güvenipte bebek yapıyorlar diye düşünmeden edemiyorum. İyi cesaret gerektirir. Bu güzelim duyguyu da nasıl buralara bağladım anlamış değilim. Bu da benim özelliğim olsa gerek.
Peki ya bebek nasıl bir şey? Çok güzel bir şey. Çok tatlı bir şey. Nasıl şeker şeyler onlar öyle. Her canlının yavrusu öyle aslında. Van Gölü canavarının yavrusu da olsa öyle olurdu eminim. Bir de çabuk büyümese bebekler. Hayat işte. Nasıl geçiyorsa zaman hızla, alıp büyütüyor bebekleri.
Bir de ilginç yani çok fazla hırpalanmamış bir kız ismi bulsam çok iyi olacak. Ben de isim annesi olmak istiyorum, ne var yani. Ama bizim anne adayı bilinen isimleri istemediği için entel bir şeyler bulmam lazım. Çok çalışmam lazım yani. Of of.

Mim.

Profösör tarafından zor bir mimle mimlenmiş bulunmaktayım. Nasıl olur bilmiyorum ama üç beş kelimeyle yanıtlamaya çalışayım.
İşte soru şu: "Biz neden bu dünyaya geliyoruz? Niye bir varız, bir yokuz?"

Geliyoruz, duruyoruz, ve çok geçmeden de alıp başımızı gidiyoruz. Bu süre zarfında sınanıyoruz, nefsimizle oyalanıyoruz, zaman zaman onu yenmeye çalışıyoruz... Geliyoruz neden geldiğimizi bilmesek de geliyoruz işte. İnançlarımız doğrultusunda yaşamak için belki, öğrenmek için belki, bilmek için belki. Rabbimiz istediği için kısacası. Bir de ne zaman tvdeki 'Muhteşem Yüzyıl' dizisini görsem "Sultan Süleyman'a kalmadı, kimseye kalmaz bu dünya." sözü aklıma geliyor. Dünyayı parmağında döndürmeye hevesli ne padişahlar, ne adamlar gelmiş geçmiş de bu dünya üzerinden, ama hiç biri ölememeyi başaramamış. Çünkü elimizde değil işte, ne gelmek ne gitmek. Nasıl olur da inanmayız ki O'na.
Böyleyken böyle. Madem bizim isteğimiz dışınga gelip gidiyoruz, sorgulamamız gereken şey bence neden geldiğimiz değil de nasıl ayakta durabiliriz, nasıl iz bırakabiliriz, bir şeyler başarabiliriz, nasıl mücadele edebiliriz, nasıl güçlenebiliriz, nasıl iyilik dolu olabiliriz... Kısacası 'ben nası büyük adam olucam?'. 
Bu soruyla ilgili benim söyleyebileceklerim bu kadar. Üzerinde söyleyecek sözüm var diyenler mimi benden devralabilirler. Teşekkürler.

23 Ocak 2011 Pazar

'Duygusallık Yazı Dizisi'msi Sık Sorulan Sorular!

deviantart
Duygusalsanız her şeyi film tadında yaşarsınız. Ufacık bir kelimeyle göklere çıkabilir, bazen de hüzünlere dalabilirsiniz. İnsanların normal gördükleri şeylere o kadar derinlemesine bakarsınız ki sonunda bazen üzülen, bazen de sevinen siz olursunuz. Kimse anlam veremez.

 Sık sorulan sorular:
- Bu iyi bir şey mi?
Kısmen. Adamına göre değişir yani. Mesela bir sanatçıysanız (herhangi bir sanat dalı ile uğraşan bir sanatçı). Eğer bir sanatçı değilseniz işiniz zor ve karmaşık. Zira insanlar ne zaman ne hissettiğinizi asla anlamayacaklardır. Bu da sizin onları anlamanızı güçleştirecektir.

- Duygusallık her zaman melankolik bir olgu mudur?
Tabiki hayır. Bazen çok sevecen bir hal alabilir de. Ama genel olarak melankolizmle bağdaştırılır.

- Duygusallığın burçlar ve gezegen hareketleriyle bir alakası var mıdır?
Hmmm. Belki. Bu insanlar gün geliyor nelerden etkilenmiyorlar ki? Yeri gelir gezegenlerden de etkilenebilirler yani. Ama şunu söylemeliyim ki, kim bulmuşsa burç mevzusunu, iyi bulmuş. Eğer tüm o yazılanları salladıysa da iyi sallamış ne diyelim. Yeri geliyor, cuk diye oturuveriyor valla. Gerçek bilimsel kanıtlar sonucu bulunduysa da helal olsun ne diyelim.

-Duygusallık olmasaydı bu duygusal şarkılar, şiirler, yazılar nereden çıkardı?
Bilmem, nereden çıkardı? Senin bir fikrin var mı? "Yoooo!", peki ya senin? "Yok valla, senin?" Benim de yok, "E, iyi o zaman!"  Oldu o zaman. Biz bilemedik, yorum yok.

- Her insan aslında biraz duygusal mıdır?
Evet. Yani bence öyle. Ufacık, minicik bir duygu kırıntısı vardır illaki herkeste. Bir ümit var yani, üzülme.

- Bazen yeri geliyor, hiç bir şey hissetmeyebiliyoruz. O zaman duygularımıza, duygusallığımıza neler oluyor?
İşte o zaman duygusal bir duygusuzluk haline giriyoruz. Bizde varolan duygu içimize kaçıyor. Aslında hala içimizde yani. Derinlerde bir yerlerde. Korkulacak bir şey yok, ürkütmeden çıkmasını sağlamalıyız.

Prof. Dr. SmG yanıtladı.

16 Ocak 2011 Pazar

Terapi'm.

Çok özledim çok özledim çok özledim, krize girdim resmen. Burada olmayı çok özledim. Depresyondayım, bunun nedeni de bu işte. Gelmeliyim, dönmeliyim artık. Tutmayın beni!
Bu sıralar şunu fark ettim; sanırım ben heyecanlandığımda daha fazla sakarlaşıyorum. Evet evet, kesinlikle öyle. Ama inkar etmiyorum zaten sakarım ama heyecanlandığımda elimle ayağımı kontrol edemediğimi bu yaşımda kavradım. Belki de bu alışkanlığı yeni kazandım, bilemiyorum. Aman kendimle ilgili bir tüyo daha vermiş oldum. Tamam artık, bu blogu kendi yakın çevre halkımdan hiç kimseye duyuramayacağım iyice belli oldu. Bu kadar tüyoyla da olmaz ki. Çözümlenecek bir şeyim kalmadı nasıl insanım yahu? Neyse geçelim şimdi bunları.
Ben 2011'e gelmemesini defalarca söyledim. Onun da hayatıma kötü şeyler getireceğini biliyordum, ki daha ilk yarım saati içinde başıma o kötü olacağını hiç düşünemediğim şey geliverdi. Zamanla anladım o şeyin 2011'imin içine edebileceğini. -Böyle başladık, böyle gitmez inşallah koskoca 2011.- Bakmayın 'zamanla' anladım dediğime. Zaman dediysem o kadar büyük bir zaman dilimi değil. Hepi topu 4-5 günde çıktı foya meydana. Meğer dedektiflik bana pek yakışıyormuş canım. Hoş bunları anlamam için dedektifçilik oynamama hiç gerek yokmuş. Sadece işimi kolaylaştırmış, süreci hızlandırmış, o kadar. Zekamı küçümsemek ne demek gösterirdim ben ama, neyse. Cin olmadan adam çarpmaya kalkanlara içelim a dostlar.
Şu an moralman süper bir yükselişteyim. Fazlasıyla güçlendim, hatta böyle böyle özgüvenim yükseldi diyebilirim. Çok ilginç ki, ağlamadım bile. Sadece bünyemi rahatlatmak için denedim, olmadı. İyiki de olmamış. Artık aklım tamamen başımda. Ve ben mükemmel bir hayat için alternatifleri değerlendirerek vakit kaybetmediğimden hiç pişman değilim. Amacıma araçsız da ulaşabilirim pekâlâ. Bunlara yetecek gücüm var. Ulaşamasam da amacım uğrunda göçerim. Mühim değil.

Nasıl rahatladım anlatamam. Cidden çok özledim. Terapim harika geçti. İyiki varsın Sembolizasyon!
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu