30 Nisan 2011 Cumartesi

Aynı Hep Aynı

Mp3'teki, telefonumdaki şarkılar hep aynı. Her gün aynılarını dinliyorum hep. Aralarından seçerek. Kiminin benim kulağımla uzaktan yakından alakası yok, kimini kafam güzelken dinliyorum. Kimi en az bıktıklarım (yani bıksam da başka alternatifim olmadığı için o an en iyi gidebilecek olanlar), kimi de bir daha yüzüne bakasım olmayanlar falan işte.
6 aydır her pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi yaptığım şey aynı. İşim aynı, gücüm aynı. Aynı projede devamlı aynıyım ben, ben aynı (Ha, bir format farklı, sürekli değişim içerisinde.).
Ellerim aynı. Kış boyunca olduğu gibi, hala Norveçli balıkçınınkiler kadar kırışık ve acıyor. İyileşemedi gitti. Onlar da aynı.
Saçlarım aynı. Dümdüz. Bildiğin düz işte. Hem mecazi, hem gerçek anlamda. Bu düzlüğe bir son vermeliyim artık ama korkuyorum bir yandan da. Ben değişimlerden korkuyor muyum? Bilmiyorum. Bu düzlüğe bir son vermeliyim artık; hem mecazi, hem gerçek anlamda. Kıvır kıvır olmalılar. Kalem sokabilmeliyim buklelerin içlerine. Böyle de garip fantezilerim var. Ama ne zaman böyle değişim kararları alırsam, o zaman saçlarımı sevmeye başlıyorum. Hemen kararımdan vazgeçip cesaretimi kırmış bulunuyorum. Ertesi gün yine nefret ediyorum ama. Aynı yani, hiç değiştiremiyorum, aynı.
 Sivilcelerim bile aynı. Ergenlikte nasıllarsa öyle. Hatta artarak. Onlar bile aynı (serzeniş küfürü sıkıştırın siz içinizden)... Bu sivilceler uğruna yağ azaltma rejimine başladım kendimce. Tek yaptığım cipsi azaltmak. Bir bağımlı için gerçekten zor bir şey. Fedakarlık gerektiren. Ama bugün azaltır, yarın normal rutinine döndürürüz yine. Nasılsa herşey aynı.
Sevmeyi bırakarak yaşamasını sağladığıma inandığım balığım aynı. Hala ona karşı ilgisiz ve sevgisizim. Yemini de annem veriyor. Onu göz göre göre sevmeyecek kadar çok seviyorum aslında. Hayır, ölmeyecek o, çünkü sevmiyorum, sevmiyorum işte.(bkz. a e y b)
Tadım, tuzum aynı.
Dostlarım aynı. Her daim yanımda olanlar ve aslında hiç olmamış olanlar. Eskisi gibi aynı şekilde ikiye ayrılmış vaziyetteler. Aynı yani herşey.
Hamdolsun. Eee siz nasılsınız? İyisiniz inşallah?

24 Nisan 2011 Pazar

Ya mecburen, ya isteyerek

Herkes yaşar. Bazıları mecburiyetten yaşar, bazıları isteyerek galiba. İsteyerek yaşayanlarla tanışmadım daha. Herkes yaşar. Yaşarken de ya çalışır, ya yatar, ya kalkar, ya koşar. Tercih yapar. Yaptığı tercihler de bazen isteyerek, bazen mecburiyetten, bazen de... Bazen de öylesine gelişir işte. " 'Mecburiyet' diye bir şey yok, insanlar yaparlar her istediğini, yeter ki istesin" derler, dersiniz, ben inanmıyorum buna her zaman, her şartta. Yapamazsın bazen. Paran yoksa çalışmak zorundasın mesela. "Paraya bu kadar bağlı olmayın kardeşim" derler, istersen olma. Eğer bunu söyleyen başını sokacak evi bulamasaydı, o zaman görürdüm ben onu. Çünkü mecburdur başını bir çatıya sokmaya. Kimi zaman çalışır, para kazanır yaşarsın, kimi zaman ailenle. Ailen o kadar anlayışlıysa tabii. Malum, her aile şöyle der neredeyse; "Oğlum - kızım, kazık kadar adamsın, okulun da bitti bak. Git çalış bi iş bul, sonra da evlendirelim seni ha?!" Böyle döner bu işler. Böyle derler. Senden önce başkaları sokar seni kalıba. Sen istediğin kadar diren. Bir kalıbı tercih etmek zorundasın. Herhangi birini. İşte mecburiyet böyle garip bir şey. Öyle bir şey. Ha, her zaman da her şeye mecbur değilsin. Bazı şeyler elindedir. Hep elindedir bazı şeyler, ama bazılarının farkına bile varamazsın. Mutlu olmak mesela. Elindedir. Zoraki de yaşasan mutlu olmak istersin aslında. Katı da olsan mutlu olmak istersin, farklı görünmek istesen de. Herkesin içinde mutluluk isteği vardır ama kimileri hiç mutlu olamayacağını düşünür hayatta. Bunun için çaba sarfetmeye bile gerek duymaz. Ya da mutluluğun önünü açmaya.
Yaşarız işte, ya gelişigüzel, ya planlı - programlı... Bazen mecburen, bazen isteyerek. Bazen de mutluluğu beklerken ara öğünleri alırız. Ya mecburen bekleriz, ya isteyerek...

18 Nisan 2011 Pazartesi

Aklıma geldi de 9

Bazen kendimi çok değersiz hissediyorum. O kadar değersiz hissediyorum ki, o kadar değersiz hissediyorum yani. Bilemiyorum nedendir?

4 Nisan 2011 Pazartesi

Öğret

Bana biraz yaşamayı öğretir misin? Söz bir daha rahatsız etmeyeceğim. Sadece yaşamayı, sevmeyi öğret bana. Sevilmeyi de bilmiyorum ben. Bana öğretir misin? Senden başka kim öğretebilir bana bunları? Peki ya sen? Duyuyor musun? Bana biraz yaşamayı öğretir misin? Gitmek istemiyorum buradan. Terketmek istemiyorum bu şehri. Öğret bana. Herşeyi en başından... Sanki yeni doğmuşcasına, en başından öğret bana herşeyi. Bekletme beni, bul beni, öğret bana. Yardım et bana. Gözlerine baktığımda tüm bildiklerimi unutmak, yeni baştan öğrenmek istiyorum herşeyi. Bak bana. Gözlerime. Gözlerini göster bana. Yaşın yaşım olsun. Beraber büyüyelim. Yaşım yaşın olsun. Yaş olsun üstüm başım, tepemdeki yağmurla, bulutla dost olayım. Öğret bana. Koşmayı öğret yağmurda. Ben de sana yağmurda koşarken çamurlara düşmeyi öğreteyim. Herşeyi öğret bana, ben de sana. Sil beni. Sil, tekrar yaz sonra. Oku. Anla. Beni bana anlat sonra. Baş ucumda masal anlatan anne gibi. En sevdiğimiz masalı seçelim sonra beraber. Benim ol, bana senin olmayı öğret. Seninle olmayı öğret bana. Bir olmayı öğret. Seni öğret bana, seni.
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu