27 Kasım 2011 Pazar

Hata yapmayayım diye hata yaparım ki ben!



Gecenin şu saatinde, blogun başına oturup da internetimin şu saatlerdeki aptal yavaşlığından yakınmayacağım elbette -sadece biraz laf çarpıtmayla devam ediyorum gördüğünüz gibi, bu konuda bir sıkıntımız yok umuyorum-. Gecenin şu saati, hangi ruh hali bana blogu açtırıp bunları yazdırıyor, onu da kestiremiyorum. Tahminlerim var tabii;
- Pişmanlık
- Kızgınlık
- Merhamet (maraz doğanından)
- Kötü kalplilik
- Kötü kalpli olmamaya çalışılmasından doğan iyce batırmalar ve üzüntü

Maddelerimi sıralarken araya iyi şeylerin de karışacağını düşünüyordum, ama görüyorum ki tek bir iyi maddem bile yok. Peki ben neye kızdım, üzüldüm, merhamet etmeye çalışırken tökezledim, kötü kalpli addedilebilecek duruma geldim?

Çok sevdiğim yakın bir (okul) arkadaşım olayın çıkış noktası sayılabilir. Kızla epey yakın sayılırız. Şu sıralar onun işi, benim maddi durumum derken çok fazla görüşemesek de kardeş denilebilecek konuma çok yakın görürüm kendisini. Onun da beni öyle gördüğünü tahmin ediyorum, zira öyle olmasa "Beni istemeye geldiklerinde sen de yanımda olacaksın" cümlesini ondan duymazdım. Yaklaşık 3-4 yıl süren bir ilişkisi var. Yani çocuk denecek bir yaşta kendini bu denli kaptırmış arkadaşım.
Erkek arkadaşını bir türlü sevemedim. Bunu ona da söylemekten çekinmedim. Çünkü bir kere aldatmıştı ve güvenimi kazanamıyordu. Onu affedişine ve güven duymasına da inanamayıp için için kızıyordum kıza. Bir kere aldatan insandan bir daha hayır gelmeyeceği kanısındayım. Ama arkadaşımın kararına saygı duymaktan başka bir şey de yapamazdım. Çocuğu tanımıyorum, bir de o etken var. Ama böyle bir olay söz konusu olduğunda sanırım tanımama gerek kalmıyor. Tamam biliyorum, o da çocuk denecek bir yaştaydı ve pişman olduğu bir hata yapmış olabilir. Her neyse, derinlemesine olaya bakabilmek için sanırım psikolog olmak gerek. Benim olayım, çocuğa kanımın ısınmaması. Zaten şu an konumuz bu değil. Konumuz, arkadaşımın bu sevemediğim sevgilisinin arkadaşı.
Ramazan ayında bu arkadaşımla bir iftar yapalım demiştik. Çok güzel bir akşamın ardından ayrıldık. O gün bol bol fotoğraf da çekmiştik. Arkadaşım eve gidip o fotoğraflarla bir güzel facebook albümü oluşturmuş. İşin bu bölümünden sonra ortaya bir saçma olay patlak vermeye başladı. Arkadaşımın sevgilisinin arkadaşı -hatta pek samimi arkadaşı, hatta kardeşi sayılacak derecede yakın arkadaşı- bu albümü görmüş ve albümdeki kızı merakla arkadaşıma sormuş. O kız ben oluyorum tabii. Benden hoşlandığını söylemiş. Hatta büyük ergenlik göstererek 'aşık olduğunu' iddia etmiş. Arkadaşım bana bunu ilettiğinde pek isteyerek aracı olmadığını da telefondaki ses tonundan gayet iyi anlamıştım. (Zaten her ne kadar böyle bir şey duymaya pek hazırlıklı olmasam da, bu tarz bir olaya bakış açım ve cevabım gayet açıktır: kesinlikle böyle bir şeyi saçma bulurum ve reddederim. -Ki başıma benzerleri de geldi, hiçbirini doğru bulmuyordum ama her seferinde kendimi olayın içinde buluveriyordum nasıl oluyorsa- Bir kere; çocuğun beni görmüşlüğü yok. Kim ne derse desin, böyle bi şey mümkün değil. Beğenebilirsin, ama asla 2 boyutlu bir fotoğrafa güçlü duygular besleyemezsin. Çocuğun benimle iki çift laf etmişliği yok. Bir insanın tanıdıkça sevildiğine inanırım hep. Konuştukça, dinledikçe, tepkilerini öğrendikçe hoşlanırsın, hoşlandıkça aşık olursun. Ve yine kim ne derse desin, ilk görüşte aşk diye bir şeyin varlığına asla inanmıyorum.)
Arkadaşımla telefonda bu konuyu kısaca görüştük ve olumsuz yanıtımı vererek telefonu kapattım. Sonra ister istemez fotoğrafları açtım ve "nasılmış bakalım şu beğenilen fotoğraflarım öyle" diye inceledim, çocuğun hangi ruh haliyle öyle şeyler hissetmiş olabileceğini anlamaya çalıştım. Zira anladığım söylenemez. Fotoğrafların çoğunda o kadar vasatım ki...
Aradan bir-iki ay geçti. Arkadaşımla yine konuşuyorduk ki bana yine o çocuktan ve benimle tanışma ısrarından bahsetti. Bu işin olmayacağını kendisinin de tahmin ettiğini, ona da anlatmaya çalıştığını, istemediğimi söylediğini anlattı bana. Ben de tekrar reddederek kararlılığımı bir kez daha görmesini sağlamak istedim.
Bu kez yaklaşık bir on gün sonra çocuğun beni Facebook'tan eklediğini ve bir mesaj yolladığını gördüm. Olabileceğini tahmin ettiğim bir şeydi. Yani en azından şaşırmadım. Arkadaşıma da bir özür mesajı yollamış bunu yaptığı için. Anlaşılan cevabı bir de benden duymak istiyordu. İşte hatayı tam burada yaptım:
Kestirip atmak yerine kibarca açıklama yapmaya çalıştım. Böyle bir şeyi tamamen yanlış bulduğumu açıkladım. "En azından kendi şansımı deneyeyim dedim, hem belki arkadaş olurduk diye" gibi bir mesajın üstüne yine bir hata yaptım ve "Arkadaş olma konusunda bir sorun yok, ama bir şartla; benden hiçbir beklentin olmasın bir gün belki bir şeyler olur diye" dedim. Arkadaş olma teklifini kabul ederek çok büyük bir hata yaptığımı ise sonradan anladım. Oysa hiçbir artniyetim yoktu ve ümitlenmemesi için defalarca tembih ettim, bıktırana kadar, "Bak umutlanmıyorsun değil mi?", "Sakın ha altında bir şeyler arama", "Neden öyle diyorsun, yoksa sana ümit mi vermiş oldum?", "Ümit vermek istemiyorum, yanlış buluyorum şu an konuşmamızı"... gibi. O da en sonunda "Yahu, Allah aşkına, neden ümitleneyim şimdi? Hem zaten sen en başında söyleyeceğini söyledin, ümitlenirsem benim salaklığım olur o!" dedi. Buraya kadar bir sorun yok gibi göründü değil mi?
Ama her gün erkenden "Günaydın, nasılsın?", "Nasılsın, neler yaptın?" akşam yaklaşınca; "Günün nasıl geçti?" sorularıyla yavaş yavaş bana gelmeye başladılar. Her gün her gün her gün... Üç gün olmasına rağmen, üç gündür aynı şekilde devam etmesi beni bezdirdi. Sevgili gibi davranmaya başlamıştı işte. Hata etmiştim. Şu saatten sonra kestirip atamıyordum da artık.
Şimdi içimde bi kızgınlık, bir pişmanlık, bir bir adını koyamadığım bir şey var. Hayır yani, "arkadaş oluruz, eyvallah" dedik de, ben arkadaşlarımla o kadar sık muhabbet etmiyorum ki. Bir gün ediyorsam diğer gün soluklanıyorum. Ki samimi bile değilim, arkadaş olsak ne olur? Son pişmanlık fayda etmiyormuş işte. Aptal kafama vurmaklarla meşgulüm. Zaten ne geldiyse şu hayatta başıma, "ben kırılsam da olur, yeter ki kırmayayım kimseyi, incitmeyeyim, iyi yollardan halledeyim" felsefemden geldi. Ben melek değilim ki. Kırmayayım derken daha beter şeyler yapıyorum, daha büyük kötülükler ediyorum. İşte bir pişmanlık dersi.

21 Kasım 2011 Pazartesi

O'ysa!


 Çok çaresiz görünmüyor muydu sence de? Ama gayet gururluydu. Toz kondurmuyordu, hem kendine hem duygularına. Seviyordu zaman zaman. Onun da kendinden başka insanlardan hoşlandığı oluyordu. Ama bazen hiç söyleyemiyordu. Çünkü çoğu zaman hoşlandığı insanlar başkalarının oluyordu. Ve o, hoşlandığı insanların, başkalarına ait olduğunu söylemekten çok utanıyordu. Halbuki o, daha önce hoşlanmış oluyordu hep. Ama geç kalıyordu ve geride durmak zorunda kalıyordu. Sonra biden bire vazgeçiyordu herşeyden. Çünkü ahlaksızlaştığını düşünüyordu. Başkasının insanını sevemezdi. Hissedemezdi. O da öyle yapıyordu. Sonunda çok yoruluyordu, ama hayat devam ediyordu. Hayat hep devam ediyordu. Severken de, ağlarken de, vazgeçerken de, beklerken de hayat hep devam ediyordu. Hayat devam ettikçe o da değişiyrdu. Değişmeyi sevmese de değişiyordu. Karşıdan değil, kendinden bir adım bekliyordu. Olmayınca da olmuyordu. Hep korkuyordu hep. Yol gidiyordu, hayat devam ediyordu, o korkuyordu.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Ben bir ceviz ağacıysam...



Ceviz ağaçları vardır, yeşildir. Büyüktür. Küçücük cevizlerin olduğu koca ağaçlardır. Verdikleri meyveler -yani cevizler- lezzetlidir. Özellikle tazeyken çok daha öyledirler. Bazen gerçekten görürüz onları herhangi bir yerde. Bazen belki de bir yerde bir çocuk, arama motoruna 'ceviz ağacı' yazar ev ödevi maksatlı. Mesela belki de benim çocukluğumdaki gibi arka bahçenizde heybetli bir ceviz ağacı yükseliyordur. Belki küçük dostlarınızla beraber kömürlüğün tepesine zar zor tırmanıp ceviz ağacının oralarda dolaşmışsınızdır küçükken. Ya da balkonunuza kadar uzanan dallardan cevizleri toplayıp afiyetle yemişsinizdir.

Ben şimdi gecenin bir vakti, ceviz ağacına neden vurgu yaptım? İnanın bilmiyorum. Sanırım bazen anılar insanın içinden fırlıyor. Nerede ve nasıl olduğu hiç belli olmuyor. Uzun zamandır taze, şöyle yaş, dalından yeni kopmuş bir ceviz yiyemememden kaynaklanmış da olabilir bu. Birden çocukluk anılarım depreşti. Ceviz ağaçları güzeldir.

7 Kasım 2011 Pazartesi

1 Kasım 2011 Salı

Ben Eşeğim!



Son zamanlarda yaşananlar; terör, deprem, nefret, kavga... akla gelen her şey beni fazlasıyla gerdi. Üstüne kendi plan programım ve evdeki hesabımın çarşılarıma uymaması da gelince buralara uğramaz oldum. Ben de "madem evdeki hesaplarım çarşılarıma uymuyor, çarşılarımı evdeki hesaplarıma uydurayım" dedim, yine olmadı. Bu sefer "aman" dedim "evdeki hesaplarım çarşılarıma uymuyorsa, çarşılarım da onlara uymuyorsa, çarşı-pazar işlerini bırakıyorum" dedim ve işte buradayım. Ne pazarım var ne de çarşım. Sadece şu gündemimde; hayat,dünya çok garip. İnsanlar nefretli. Ben de bir eşeğim!
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu