27 Eylül 2012 Perşembe

Deliler, Sokaklar Ve Hırsızlar

Uzuuuunnn bir aranın ardından adam akıllı yazma kararı aldım. Niye aldım? Çünkü insan elindekinin kıymetini, elindekini kaybettikten sonra anlıyormuş. Bu da şu demek oluyor; bilgisayarım çalınmadan önce üşengeçliğimden yazmaz-çizmez iken bilgisayarım çalınınca "meğer yapacak ne çok şey varmış da ben aksatıyormuşum" dedim. Ve evet, bilgisayarım gerçekten çalındı.
Acayip bir gündü. Her zaman olduğu gibi iş yorgunluğu ve stresini henüz üzerimden atamamış bir vaziyette, ağır adımlarla yürüyordum sokakta. Canım da sıkılmıştı. "Açayım da telefondan interneti, sosyal medyaya bir bakınayım" dedim. Adımlarım daha da ağırlaştı, o kafam yere eğildi, elimdeki telefonu kurcalıyorum. Etrafta hiç çıt yok. Hava da erken kararmaya çoktaaan başlamıştı. (Böyle zamanlar bana ilkokul yıllarımı, annemin beni okuldan almaya gelişini ve beraber o karanlık sokakta yürüyüşümüzü hatırlatıyor.) Ben böyle aheste aheste yürümeye devam ederken önümde yaşlı bir amcanın yürüdüğünü fark ettim. Pek de umursamadım. Zararsız görünümlü, normal seyreden bir amcaydı. Kafayı kaldırıp amcayı farkettikten ve zararsız olduğuna karar verdikten sonra tekrar telefonumun ekranına gömülüp yavaş adımlarla amcanın yanından geçtim. Amcanın yanından geçişim bir adım olmuş-olmamış, garip homurdanmalar işitmeye başladım. Homurdanmalar yavaş yavaş şunlara dönüştü: "İblissss! İçindeki şeytanı çıkar, iblis, manyak..."
Küçük bir beynime kan sıçraması olayı yaşadım ve şoklar içinde adımlarımı hızlandırdım, bir yandan da hiçbir şey olmamış, bir şey duymuyormuşum gibi seyrettim ileri. Ama nasıl hızlanıyorum yavaş yavaş! Derken köşeyi döndüm ve uçarcasına yürümeye devam ettim. Bir yandan da arkama dönüp dönüp bakıyorum. Bu arada gözlerim doldu tabii. Ağladım ağlayacağım. Kendimi eve kadar tutmaya, evde olayı anlatırken koyvermeye karar verdim. Bir yandan da iyi ki yanından geçerken üzerime saldırmadığına şükrediyordum. Zira bilirsiniz, deli kuvveti diye de bir şey var.
Derken eve vardım. Kapıyı babam açtı. "Oooo! tüm ev halkı da buradaymış!" dedi iç sesim. Hakikaten öyleydi. Ama bir tuhaflık da vardı. Babam bir garip baktı yüzüme. "Herhalde gözlerim doldu, bir olay olduğunu anladı da böyle yapıyor" diye düşündüm. Ben anlatıp anlatmamayı düşünürken babam lap diye girdi söze; "Eve hırsız girmiş!" dedi. Heh, şimdi anlamıştım işte neden kıvrandığını. İlk sorduğum şey şu oldu: "Bilgisayarım?"
Candan yana soracak bir şeyimiz yoktu çok şükür. Evde kimse yoktu. Bunu bildiğimden ilk ağzımdan çıkan şey bilgisayarım oldu. Acı haberi aldım hemen tabii. İşte yol boyunca evde koyvermeyi düşünmüştüm ya, bu aldığım haber üzerine ikinci şoku yaşayan ben, iki şoku daha fazla kaldıramayıp ağlamaya, hıçkırmaya başladım. Beni kısa bir müddet teselli etmeye çalıştılar, aman işte "yeni bir bilgisayar seç beğen" demeceler, "cana gelmedi ya" demeler falan. O an benim düşündüğüm tek şey vardı, bilgisayarın içindekiler. Tüm fotoğraflar, portfolyom, belgelerim, çeşitli bilgilerim... hepsi gitmişti. Ondan daha ötesi, ben ne zorluklarla almıştım bilgisayarı. Sırf senelerce olduğu gibi abimin bilgisayarına kalmayayım, bir saat için 10 saat yalvarmayayım diye ilk işim sayesinde hemen bilgisayar aldım. Çalışmalarım da rahatlamıştı böylece. Ama sonra baktım ki tüm bunlardan ne kadar az faydalanmışım meğer. Eve bir hırsız girer, tüm emekler boşa gider. Evlat acısı gibi derler ya, işte öyle.
Bu yüzden blogumu da çok fazla ihmal ettim. Oysa nasıl da gelişim planlarım vardı. Halledeceğim hepsini yavaştan.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu