17 Mayıs 2012 Perşembe

Az ama öz

Sürekli tazeliyordu hayatını. Bir dönemi açarken, başka bir dönemi kapatıyordu. Bu kadar mı sıkılıyordu da değiştiriyordu hemen? Ben olsam özlerdim. Hep özlemişimdir. Kapattığım dönemlere geri dönmeyi istemişimdir de. Ama bazen oluyor ya, dönemiyorsun. Bazen de yeni dönemler açılsa diyorsun. Açılıyor da. Açılmazsa da bir yolunu bulup sen açmalısın. Tüm bunları geçtim de, ben vapura binmediğim dönemlerde İstanbul'da yaşadığımı hissetmiyorum. Vapur dönemi de kapattığım dönemlerden. Ama bazen zamanı bulup buluşturup vapura harcıyorum. İstanbul demek bence vapur demek. Vapur dönemini kapatmayın. Açmadıysanız da açın o dönemi. Çünkü vapur demek İstanbul demek, İstanbul demek vapur... Bazı insanların hayatları hakkında hayal kurmayı da seviyorum. Hayal kurmak demeyelim de, yaşadıkları hayatı tahmin etmeceler diyelim. Mutlu mudur, eve gittiğinde yorgun mudur, yoksa yalnız mıdır? Vapurda da bunları düşünüyorum. Nereye gidiyordur şu genç adam? Ya da şu orta yaşlı kadın ne düşünüyordur şu an? Oradaki küçük çocuk vapura binerken heyecanlanmış mıdır? Yanımdaki genç kadın gerçekten dalgaları mı seyrediyor, yoksa benim gibi sadece seyrediyor gibi yaparak başka bir şey mi hayal ediyor? Bir dönem daha kapandı haytımda işte. Hayal dedim de, artık hayaller kuramıyorum başımı yastığa koyduğumda. Bir dönemi daha kapattım yani. Olsun. Ben severim konuları bağlamayı ya da ayrı ayrı ondan ona atlamayı. Fark ettiniz mi?

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Anne

"g" anne olmuş, "o"su ve "o"su ona koşmuş...

Anneler gününü ne güzel kutlamış google öyle! Çok sevimliler doğrusu.
Ben de kutlamasaydım ölürdüm. Bu dünyanın varolmasının anlamı anneler çünkü. Varolmak için sebep onlar çünkü. Bazen de insan bu güne sahip olabilmek için yaşar. O bir günün hayalini kurar.

Bu kadar kıymetli günün bir gün öncesinde duyduklarımsa kanımı dondurdu. Çığlık sesleriyle sarsıldık önce. Çocuk çığlığı... Meğer bir aile varmış mahallede, baba ve anne çocuklarına eziyet ediyormuş. Baba ve anne denilirse tabii bunlara. "Yapma baba" diye bağırıyordu çocuklar. Polis gelene kadar kaçmışlar meğer çocukları da alarak. Benim kanımı donduran esas şey annemden daha sonra öğrendiğim şeydi; meğer bu anne ve baba çocuklarını gece yarısı bahçeye de atmış. Yine çığlıklar duyulmuş "Anne, kapıy aç" diye. Nasıl vicdandır bu? Anne olmayı o kadar isteyen ve sahip olamayan o kadar insan varken böylelerinin çocukları olmasına şükretmemesi nasıl bir vicdandır? Yürek nasıl dayanıyor o küçük çığlıklara? Anneler gününe bu olayın tesadüf etmesi o kadar üzücü ki! Kötü şeyler yazmak çok kötü ama kötü ebeveynlerin varlığı çok çok daha kötü.

Tüm annelerimizin, anne adaylarımızın ve kendini anne hissedenlerimizin anneler günü kutlu, musmutlu olsun.
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu