30 Temmuz 2012 Pazartesi

Eleştiri



Bir Şarkısın Sen diye yarışma var biliyorsunuz. İlkokul çağındaki çocukların çıkıp şarkı söyleyerek yarıştığı bir program. Herkes büyük iştahla izliyor "vay yavrusuuu ne de güzel söylüyor!" diye diye. İnsanları eğlendirmek, reyting kazanmak uğruna geleceğimizi harcadıklarının farkındalar mı, bilemiyorum. Siz farkında mısınız onu da bilemiyorum. Ben sadece bu açıdan bakmayanların bakmasını sağlamak istiyorum. Düşüsenize bir kere en basitinden, program saat 22.15'ten sonra başlıyor. Bu saatler bir çocuğun yarışmaya başlaması ve gece boyunca o spot ışıklarının altında, suratında makyajla dolaşmasına uygun saatler mi? Saatten bahsediyordum bakın bir de nereye geldim? Makyaj. O çocukları oldukları gibi bırakıyorlar mı sanıyorsunuz? Yüzlerinde pudraları, allıkları eksik olmuyordur. Okulu sevmesi gereken yaştaki bir çocuğun böyle bir yarışmaya katılarak 'şarkıcı' olmak istemesine ne demeli? Siz sanıyor musunuz ki bu yarışmaya katıldı diye çocuk kaliteli gelecek hedeflerinden vazgeçmeyecek, bir doktor, öğretmen, tasarımcı, araştırmacı olmak isteyecek. Elbette ki isteyebilir, ama o yaştaki bir çocuğu dürtmez mi şöhret olma isteği? Kolay yoldan para kazanma isteği saracak aklını, "beni sesim güzel, başka şeyleri başarmama gerek yok" diyecek belki. Ayrıca o yaştaki çocuk, henüz ergenliğin yakınından geçmemiş, sesinin karakteri oturmamış ki daha. Neyin yarışması?
Peki ya aileler ne düşünüyor? Belli ki o yarışmadaki çocukların aileleri önemsemiyor tüm bunları. İyi bir şey yaptıklarını zannediyorlar belki. Ama değil işte. Benim ne haddime koca koca insanları eleştirmek, ama eleştirmek istiyorum yapacak bir şey yok. Belki okusalardı kızarlardı bana. Kızsınlar. Fikrini söylemenin henüz resmi suç olmadığını bildiğimden fikrimi söylüyorum sadece. Bendeki durum bu. Yarışmayı severek takip edenler bence bir de bu açıdan bakmaya çalışsınlar. Yarışma hiç eleştiri almış mıdır hiç bilmiyorum. Ama görüyorum ki reyting o kadar tatlı gelmiş ki 2. sezonu yaşatıyorlar yarışmaya. Başka bir şey demiyorum.

22 Temmuz 2012 Pazar

"...Güzel günler göreceğiz güneşli günler..."

Bazen güzel şeylerden bahsetmek de gerekir. Mesela ben hiç güzel şeylerden bahsettiğimi hatırlamıyorum uzun zamandır. Bugün de güzel şeylerden bahsederek moralimi yükseltmek istedim. Güzel şeylerin hepsi şu an aklımda değil ama yazarken şu dönem yaşadığım güzellikleri bulacağıma inanarak başlıyorum:
- En başta mutlu olmam için yaz var. Yani kışları içim daha karanlıklara gömülüyor. Sabah uyandığımda kasvetli, karanlık yağmur havası içimi daha bir sıkıyor. Zaten çok sıkılmaya müsait psikolojim var, fazlasına gelmez. Onun için sonbahar gelene kadar gülümsemeliyim. Sonbaharda ve sonrasında daha fazla zorlanacağım çünkü.
- Beni seven insanlar var. Ailem yanımda, hepsi sağlıklı. Ailemden hariç etrafımdaki insanlar tarafından da sevildiğime inanıyorum. Eskiden hiç sevilen biri değildim sanırım. Ben öyle hatırlıyorum. Eğlenirken düşünülmeyen, en son yalnızlıkta aranılan bir çocuktum. Bir nevi durum kurtaran yedek arkadaş. Çünkü eğlenceli değildim, onlar gibi hınzırlık yapamazdım. Sevmezlerdi pek beni. Yalan da söyleyemezdim, dedikodu da yapamazdım. Bir arkadaş olarak epey sıkıcıydım yani. Derken son zamanlarda yeni insanlar girdi hayatıma. Destek oldular, yardımcı oldular, sevdiler ve ben büyüdüm. Yeri geldi eleştirdiler, alay ettiler bazen belki, ama sevdiler. Seviyorlar. Ha bu arada, eskilerin de üzerine düşmeyince onların gözünde de değer kazandım. Seviyeli bir ilişkimiz var artık. Çok "cool"um.
Bir de beni seven biri daha var sanırım. Gerçi onun beni sevdiği gibi ben onu sevmiyorum ve sevemem hatta onu tanımıyorum bile ama onun beni sevmesine minnetlerimi sunmak ve unutmasını söylemek isterdim. Fazla bağlanmasın diye "sevme" bile diyemiyorum. Hiç konuşmuyorum.  Gözlerimi kaçırıyorum, kendimi kaçırıyorum. Biliyorum ki tek kelime etsem daha fena haller olacak. Yine de onun beni sevdiğini görmek, buzdolabısever insanların varlığını kanıtlıyor. Bu bakımdan mutlu oldum işte. Buruk mutluluk diyelim aslında buna. Çünkü yine ayar tutturamadım. Ve onun hüznü benim mutluluğummuş gibi yazdığım için şu an utandım kendimden ve sizin yerinize kınadım kendimi.
- Sağlıklıyım çok şükür. Öyle aman aman bir hastalığım yok maşallah turp gibiyim. Böyle düşününce neden bazen dünyanın sonu gelmiş gibi davrandığıma anlam veremediğim oluyor.
- Pek memnun olmasam da bir işim var. En azından yarın öbür gün sokakta kalmayacak kadar bir işin ucundan tutabiliyorum. Ve gün gelecek, belki de kendi çabalarımla istediğim daha iyi yerlerde olacağım, kim bilir. Yeter ki sağlık olsun.
- Beni düzenli olarak günlüğüne yazdığını söyleyen bir dişçim var. O kadar tatlı ki, tüm esprileri, eğlenceli halleri olmadan nasıl geçerdi o muayenehanede zaman diye düşünüyorum bazen.Onun beni günlüğüne yazmasına karşılık ben de onu yazdım işte. O niyetle yazmadım ama ben de yazdım ne fark eder. Seviyorum adamı, babam olsa bu kadar sevmezdim, o derece.
- Tedavim süper gidiyor. Eski benden eser kalmadı. Artık dişlerimin arasından trenler geçmiyor. Tabii daha tedavim devam ettiği için ilk bakışta çok güzel dişlerim yok şu an. Ama gün gelecek, teller çıkacak, çirki Betty olacak sana bir afet. Tamam çok abarttım. Buna benzer bir şeyler işte.

Yukarıdaki yazı tamamen hayal ürünü falan değildir. Evet, ben güzel şeyler yazdım, ne kadar hayret verici değil mi ama? Yakıştı ama bana yahu, sık sık yapayım bunu ben. Evet.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Bugünlerde...

Bazen mutluluğu hissediyorum. Hah diyorum tamam şimdi geliyor, çok az kaldı. Garip bir his. Başkalarına da oluyor mu bilmiyorum. Ama zaten bana da çok az oluyor. Mesela bu günlerde hep böyleyim. Uzunca bir depresyon halinin ardından böyle hissetmek güzel. Ama geçici olduğu için pek üstelemiyorum.

Bu arada, diş tellerimle çok mutlu olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Uzun zamandır sözünü etmedim tellerimin. Onlara epey alıştım ve hatta doktorum 2012 yılı içinde onları çıkarabileceğini bile söyledi inanılır gibi değil.
Yaz yazısı bu kadar olur, yaz dizisi gibi kısa ve öz, şimdilik tatil. Görüşürüz.

1 Temmuz 2012 Pazar

Personal Taste


İşte buna bayılıyorum; Personal Taste. Muhteşem bir diziydi benim açımdan. Bir-iki sene önce izlemiştim. Zaten o kadar az bölümü var ki, doyamadım. Hatta mutlu sonla bittiği halde bittiği için ağladım. O kadar içinde yaşamışım ki, bittiğinde hayat benim için bitmiş gibi bir duyguya kapıldığımdan ağladım. Çünkü dizideki kızı kendime benzettim. Tıpkı benim gibi şapşalın teki olduğu için sevdim onu. Şapşallığıyla o yakışıklı adamı kendine aşık etti ya,  gerçek hayatta böyle şeyler olmuyor tabii :) Eğer olsaydı ben bu şapşallıkla en yakışıklı adamı kapmıştım herhalde. Neyse işte, o kadar tatlılar ki, izlediğim en sevimli diziydi bence. Özlediğimi duyumsadığımdan müziklerini dinleyeyim bari dedim. Tekrar izlemeye şu sıralar vakit bulamam, o yüzden başlayıp ziyan etmeyeyim dedim, müzikleriyle idare ediyorum. Size de özet geçmek baabında videoyu armağan ediyorum. Afiyet olsun.
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu