31 Mart 2013 Pazar

Kısa kısa...

"Sen beni tanımazsın severim de söylemem. Sen beni uzak sanırsın bilirim söz dinlemem. Ah bu ben..." İşte ben böyle de manyak biriyimdir. Tıpkı şarkıdaki gibi. Hep böyle yaparım. Diğerleri gibi yapışamıyorum ne yapayım. Neyse zaten artık bir önemi yok.
(ama bunun üzerine bir şey yazacak olsaydım -bahardan mıdır nedir yazma dürtülerim dürtüklüyor?!- şunları yazabilirdim:
"I saw your face in a crowded place,
And I don't know what to do,
'Cause I'll never be with you." James Blunt/you're beautiful
Bana göre en net Türkçe karşılığı: Benim olamayacak kadar uzaktasın.

Bugüne kadar hep olan şey. Hatta belki bu günden sonra da hep olacak olan şey. Başka türlüsü olmadığına göre var bu noktada bir kader. Şarkıda geçen 'kalabalık yer' diğer kızlar mesela. Geçemiyorum önlerine. Kendimi öne atamadığımdandır hiçbir zaman. Yapamıyorum işte, bilmiyorum. Seviyorum ama gösteremiyorum çoğu zaman. Evet, sorun bende. Ciddi anlamda bende)

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Bahar ne güzel geldi bugün, değil mi? Sonunda geldi, artık gitmez bir süre herhalde. Hoş biz insanoğlu onu da tüketiriz. Önce iştahla bekleriz, sonra sıradanlaştırırız ve tüketiriz. Sonra da "öf çok sıcak kış gelsin artık yeeaaaa" deriz. İnsanoğluyuz işte, şükretmeyiz.

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

İnsanlar yazacağı yazıya başlık bulamaz, benim de genelde başlıklarım prim yapıyor galiba. Hatta bazen önce başlık aklıma geliyor, sonra ilhamım geliyor.
Başlığın prim yapması olayına örnek vercek olursak; Liseli olmayan liseli yazısı geçtiğimiz günlerde en fazla tıklanan yazı oldu. Nedeni herhalde google aramalarıdır. Adı üstünde başlıkta bir "liseli" durumu var. Anlarsınız. Hoş aranan şeyi yazıda bulamadıkları kesin.
Ve içeriği aslında zayıf olan ama başlıkla aslında herşeyi anlattığım yazılar var. Ben acaba bundan sonra sadece başlık mı yazsam? Değişik olurdu evet.

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Dediğim gibi; bahardan mıdır nedir bu içimdeki sürekli yazma arzusu? Hani hepimizin başına gelmiştir, açarız blogu yazmak isteriz de yazamayız "yazamıyorum bu aralar, kusuruma bakmayın" deriz, işte hiç öyle bir durum yaşamadım bu ay. Mart ayı yazı sayısı bayağı kabarık oldu. Ama bu defa kesin, bu son mart yazısı. Sanırım 2013 bana iyi geldi. Daha başındayız ama, her an herşey olabilir. Kendimi daha verimli şeyler yazmaya yönlendirsem iyi olacak bir de.

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Blog insanlarını çok seviyorum. Seni yani. Çünkü burada yazan insanların kimseden çekincesi olmuyor. En doğal hislerini içtenlikle yazıyor insanlar. Ve en güzeli de kimse kimseyi yargılamıyor burada. Sokaktaki yaşantımızda hiç öyle olmuyor mesela. Birine bir şey anlatmaya çekiniyoruz ya yanlış anlarsa diye. Çünkü insanlar da hep yargılıyor birbirini. Ettiğin en ufak bir kelime sen bilmeden nerelere gidiyor. O şeyi anlatırken yüzünün aldığı hali bile kötüye yoruyorlar bazen. "Yapmacık" diyorlar. İşte burada hiç olmuyor o. Ve burada kimliğin pek önemi olmadığı için kimse kimseye yalan söylemiyor. Herkes içinde neyse o oluyor. Herkes herkesin içini görüyor. Çünkü bence yazmak demek ruhları ortaya dökmek, ruhunla varolmak demek. Bunları okumak da yazan kişinin ruhunu görmek demek. Çok güzel değil de ne?

"Kısa kısa"larım buraya kadardı. Teşekkürler.
(aa bir de; madem andık dinleyelim:)



4 yorum :

  1. Bu yazı yazma bana da bulaşsa süper olur. Ne yiyip, içiyorsun son zamanlarda ben de onları tüketyim :D

    YanıtlaSil
  2. Onunla alakalı dersen; bu sıralar çok kebap tükettim :)) bahardandır herhalde, içine bahar girmesine izin verirsen belki.

    YanıtlaSil
  3. İçime baharı kaçıracak birileri olsa sanırım her şey düzelecek.

    YanıtlaSil
  4. Herşey olmasa da haklısın bir şeyler düzelebilir. Yine de belli olmaz, ilkbahar günü sonbaharı yaşatır mazallah. Dikkatli olmalı.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu