3 Nisan 2013 Çarşamba

O zaman bana başka çare bırakmadın.

Yaşam yaşam dedik de ne oldu, sustu kaldı herkes.
Bir kabulleniş bir serzenişten ağır bastığında terazi ne yapacaktı bize? Olmuyordu işte tutmuyordu.
Bazen belki de görmüyordu kimse. Görmüyordu ağlayanlar, susanlar ve dinleyenler; görmüyordu ay ışığı bile, ama zaten güneş böyle şeyleri hiç göremezdi.
Güneş zaten kendinden başka kimseye bakmaz, bilirsiniz işte.
Hırs gözleri bürüyünce bir tek yıldızları sever olduk, çünkü onlar birbiriyle boş yarışa girmiyordu. Onlar sadece kendileriydi ve aslında tıpatıp benzeseler de uzaktan, yaklaştıkça hepsinin farklı şekilleri vardı. Bunlar tabii görebildiğimiz kadarıydı. Kaldı ki çok uzaklarda ne kadar çoklardı.
Bizi aynılaştıran boş yarışlarımızdı. Boş ve anlamsız olan yarışlarımız. Anlamlı olanları artık sayılmayacak kadar az olduğundan bahsetmeyelim şimdi. Ama bu yarışlar can yaktı, çok can yaktı.
Güç yarışları bunlar. Para da güçtür, unutma. Öyle derler.
Farkedemiyordun ki bazen acımasızlığını hayatın.
Farkettin sanmakla farketmek arasındaki o sınırda durdun kaldın.
Parkeden yansıyan gün ışığının suratına vurması gibi vuruyordu hayat yüzüne. Bu bağlamda her vuruş darbesinde kamaşıyordu gözlerin. Kaçırıyordun gözlerini.
Parkeden ya da farkeden ne farkı var? İkisi de çok mücadeleci.
"O zaman bana başka çare bırakmadın" dedi ve ekledi: "Gitmem gerekiyor." İşte bir gün ruhumuza olacak olan da bu. Başka hiçbir şey değil. Her ruh bir gün başka çare bulamayacak.
O zaman bana, bunları yazmaktan başka çare bırakmadın.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu