Bu yazıda siyaset yok, Gezi var

 (Yazı 7 Haziran tarihlidir, daha önce de yazacaktım şimdi de bambaşka şeyler yazabilirdim, ama bunu yayınlamaya karar verdim. Çünkü genel bir düşünce niteliğinde. Oysa her geçen gün bambaşka şeyler yaşadık. Ne zaman şunu yazayım desem başka türlü şeyler çıktı, yazamadım. Herşey saat başı güncelleniyor çünkü. Şunu da ekleyeyim; yazının çok eksiği var, içimdekilerin dörtte birini ifade edemez. O yüzden GENEL diyorum ya. İçim taşıyor yoksa. Unutamayacağım hiçbirini.)


Zamanı geldi. İşte başlıyorum. Uzun zamandır bu konu hakkında yazmayı düşünsem de -yazmam benim için bir görevdi- bir türlü uygun zamanı bulamadım. Son bir hafta içinde yaşadıklarımız malum. Ruhen ve bedenen yıprandık çoğumuz zaten. Kafamın içindeki her zaman dilimi Geziydi, geçtiğim her yol Geziydi, duyduğum her söz Gezi...
Evet, başta 'üç-beş ağaç'tı savunulan. İş makinelerinin parka girdiğini gören civardaki halk tepki göstermiş, bir çok insan Gezi Parkı'na gidip bu olanlara dur demeye çalışmıştı. Bu şekilde başladı işte her şey. İnsanlar sel olup büyüdü parkta. Ama bir gün sabaha karşı düzenlenen şafak baskınıyla olaylar alevlendi. Üzerine "Yapacağız, biz istiyoruz, olacak" denildiğinde her kesimden, her görüşten, her şehirden tepki duyulmaya başlandı.Tepki sadece Gezi Parkı fikrine değil, kısıtlanan ve dayatılan her şey içindi artık. Giderek büyüdü, büyüdü, büyüdü tepkiler... Mahallelere taştı. Gerisini biliyorsunuz.
Gülmeyi unuttum. Evet, gülmeyi unuttum bir süre. Acıya gülmekti mesele, unuttum. Ama ülkede haksızlıklara göğüs gerebilecek kocaman bir aile olduğumuzu görünce gülümsedim.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=598537873503746&set=pb.565205570170310.-2207520000.1370623191.&type=3&theater

Sesini duyurmanın provokatif bir eylem olduğu söylendi, kimse yılmadı. Demrokratik ülkelerde böyle olmamalıydı çünkü. Kimsenin niyeti kimseyi kırmak değildi. Ama birçok olumsuzluk yaşandı ve yaşanmakta. Ben bugün o olumsuzluklara girip hem kendimin hem yazıyı okuyanların canını sıkmak, sinirini bozmak istemiyorum. Kimseye kendi görüşümü ve savunduğum doğruyu empoze etmeye çalışacak da değilim. Kimse de sırf böyle yaptım diye kendi iç sesini dinlemekten vazgeçip bana katılacak değil. İş içimizde bitiyor, kendi vicdanımızda. Ve doğru olan neyse o gerçekleşecektir sonunda.
Birkaç gün sonunda (31 Mayıs 2013) elle tutulur bir geri adım kararı olmasa da Gezi Parkı halkın rahatça bulunabileceği bir park haline gelmeye başladı, polis parktan çekilme kararı aldı. Ama sokaktaki halk yatışmıyordu bir türlü. Gezi Parkı dışında kalan insanlar gergindi. Yine de söyledikleri en önemli slogan "Her Yer Taksim, Her Yer Direniş"ti. Herkesin yatışması tek bir olumlu söze bakıyordu oysa. Park hem umutlu, hem üzgün, hem yorgun, hem düşünceli. Aslında herkes, tüm Türkiye öyle değil mi? Bundan sonra ne olacak?
Yaşananları bilen biliyor, bilmeyen için bilmemkaçıncı baskıyı yapmamak adına burada noktalıyorum. Ayrıca bu blog kişisel ve duygusal bir blog biliyorsunuz, siyasi bir yazı yazmak da istemediğimden yumuşak bir dille olanlar karşısında bir vatandaş olarak hislerimi aktarmak istedim. Şu gergin dönemde bunu normal karşılayacağınızı biliyorum. Umarım herkes tarafsız bakışıyla olayları değerlendirir, doğru olan neyse onu görür. Herkese barış dolu, herkesin adil ve saygılı bir şekilde tartışabildiği, konuşabildiği, hakaretleşmediği günler diliyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar