29 Ağustos 2013 Perşembe

Mutsuz Kadınların Kahkahası



Edepsizce gülüyor kadın ağız dolusu şen kahkahalarla. Ah bir bilse nasıl özeniyorum ona! Yapma diyorum, yapma öyle gülme. Duymuyor ki. Gülsündü elbet, uyutmuyordu sadece, düşünüyordum onun gibi gülebilmeyi sabahlara kadar.
Gökyüzündeki ayı bile büyüttü gülüşüyle kadın, bak ışıl ışıl. Bak, kimse gülebilmiş mi onun gibi? Bak gör işte, kimse onun kadar mutsuz değil ki. Gülüşünün nedeninden öperim. Ah bir bilse nasıl özeniyorum mutsuzluğuna! Yapma diyorum, yapma öyle mutsuz olma. Gülüşüne özendiriyor sonra.
Ve siz bayım, -çok avrupai bir sesleniş oldu ama- hapşırığınız tüm ilhamımı kaçırdı, gömdü güneşsiz, en karanlık aya. Kadının gülüşünü de örttü. Bitirdiniz işte burada, hoş kalın. Bu kadarı yeterdi zaten o kahkahayı anlatmaya.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Aynı gökyüzü altı çiçeği

Dinlenmek için oturduğu taşın üstünde rahatsız hareketlerle cebinden ikiye katlanmış bir fotoğraf çıkardı. Açıp baktı uzun süre. Fotoğrafta o vardı. O ve İstanbul. En sevdiği şehrin manzarasının önünde durmuş en sevdiği ruh, en sevdiği can. Fotoğrafın tam ortasında da değil, bir kenarında durmuş sanki hissetmiş gibi. Diğer tarafta da manzara net bir şekilde görünüyor. Nasıl da huzur verici... İki sevdiği de karşısındaydı işte. Fotoğrafın soluna bakıyor güzellik, sağına bakıyor başka bir güzellik.
O an düşündüğü şey aynı gökyüzü altında olduğunu bilmenin verdiği huzurdu. Onu yakından görebilmeyi istiyordu tabii. Ama o an sadece yanında olan onun fotoğrafından başka bir şey değildi. "Bazen," dedi "yanında olması gerekmez." Sonra fotoğrafı yerine koydu, avuçlarını dizlerine bastırarak ayağa kalktı ve yoluna yeni aldığı gücüyle devam etti. Ta ki tekrar durup fotoğrafa bakana kadar...
Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu