24 Şubat 2014 Pazartesi

Yalancı Günlük

O her gece; kendi yeri olan yatağın sağ tarafına uzanmış, sol elini ensesinin altına yerleştirmiş ve yüksekte tuttuğu sağ bacağına, başucu kitabını tutan sağ elini dayamış vaziyette kitabını okuyan adam; bense onun sol elinin başı altında oluşundan istifade ederek sol yanına uzanmış ve göğsüne yaslanarak ona sarılmış, onun kitabına göz gezdiren muzip karısıyım.
 Uzaktan bakıldığında sıradan bir çift gibi görünüyoruz. Komşular çok dağınık olduğumuzu ve kimi zaman gürültü çıkardığımızı bile dedikodularına katmış durumdalar. Gürültü dedikleri hoş birkaç müzik sadece. Mutfakta birbirimize yardım ederken salonda bulunan eski model müzik setimizi çalıştırırız ve duyabilmek için sesini biraz yükseltiriz. Zaten yardımdan kastım benim bulaşıkları yıkıyor oluşum ve onun ikide bir gelip burnumu köpükleyerek işime mani oluşudur. Bu sebeple bazen müziğe eğlenceli kahkahalarımız da karışır. Normalde hiçbir komşuya gürültü olarak gidemeyecek bu muzip titreşimler, daire kapısının önünden geçen mutsuz insanları çoğunlukla rahatsız eder. Bilmezler ki hiç kimse her zaman mutlu değildir aslında ve mutlu olmak çok basittir. Mesela bir bulaşık makinemizin olmaması bizi böyle mutlu eder. Hiç akıllara gelmezdi, öyle değil mi?
İşte dedikodulara katılan gürültünün hikayesi budur. Dağınık olduğumuz kanısına nereden vardıklarını inanın ben de bilmiyorum. Sanırım ortalığı toparlayan, sıcacık bir yuva sağlayan, yemekler pişirip misafir ağırlayan geleneksel kadın tipine beni uygun görmediklerinden olacak. Oysa bir tanesinin bile evimizin içi hakkında en ufak bir fikri yok. Galiba olsun da istemezdim.
Onu tanıdığımda çok suratsız oluşu içimi rahatsız eder, onunla yaşanamaz kanısını aklıma salardı. Ama aslında bilirim ki her insanın ruhsal dünyasında mucizevi düşünceler yatar. Tıpkı benim ruhsal dünyamda olduğu gibi. Bir de şu bir gerçek; ikimiz de birbirimizin bu dünyasını keşfedebildik. Eğer birimiz keşfedemeseydi, şu an boşanma aşamasındaydık.
Şimdi biraz gerçeklere dönelim:
Aslına bakılırsa, yukarıda anlattığım şeyler yaşamımızın yüzde yirmisini bile oluşturmaz. Öyle her an mutlu, sıradan görünürken bile herkesi imrendiren, basit şeylerden mutluluk üretebilen bir çift de değiliz.  Sadece onun başucu kitabını her gece okuyor oluşu ve benim ona sarılarak eşlik ediyor oluşum hiç değişmez. Bir kural gibi bir şeydir bu. Bizim evin kuralı.
Bir defterim vardır. Ona sadece mutlu olduğumuz o nadir anları yazarım. Böylelikle, sanki sadece onları yaşıyormuşuz gibi olur. Yalancı bir günlük. Bunu hem kendimi taze tutmak hem de gelecekte çocuklarımı kandırmak için yapıyorum. Herkes ailesinin bir mutluluk yumağı olduğunu düşler; ama gerçekler acıdır. Benim çocuklarım annesinin geride bıraktığı şirin günlüğünü okurken böyle bir masalın varlığına şaşıracaklardır. Her sayfanın en güzel yerinde: "Bugün de diğer günler gibi hiç kavga etmedik. Yine muhteşem bir akşam ve biz çok aşığız."
Büyülü, değil mi? Oysa bunun hep gerçekleşeceği masalına kimse inanmaz. Benim çocuklarım inanacak diyorum, başka şansları yok. Hem yanlarında hiç kavga etmeyiz. Kavgalarımız sessizdir. Daha önce dedim ya, tek gürültümüz bir parça müzik.
Bu kadar acımasız olmamalıydım. Sonuçta çok mutsuz ve sevgisiz sayılmayız. Seviyoruz ama bir genç kızın gelecek rüyası hiçbir zaman bu değildir. Benimki de değildi. Biraz da annemi suçluyorum. Ve annemin o lanet olası yalancı günlüğünü.
Her kadın biraz annesine çekiyor. Yalancı günlüğüme bunu da yazacağım.

O her gece; uykusu geldiğinde başucu kitabını sağ yanındaki komidine, yalancı günlüğümün üzerine bırakıverir. Sırasıyla; başımı kaldırıp gözlerine bakarım, gülümser, yalancı günlükle başucu kitabının o saçma aşkına şahitlik ederek uyuruz.



"Bu gün de diğer günler gibi hiç kavga etmedik. Yine muhteşem bir gece ve biz çok aşığız sevgili günlük."

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu