27 Nisan 2015 Pazartesi

Hava boşluğuma hoşgeldiniz


Bir Nisan'ın daha sonuna yaklaştık. Bahardan da bir şey anlamadım, yaşadıklarımdan da. Hız sevmiyorum ve her şey bana o kadar hızlı geliyor ki anlatamam. Yıllar çok çabuk geçiyor mesela. Hiçbir şey yapmadan bitiveriyor. Ben hız sevmiyorum dedikçe daha da hızlanıyor. Bu yüzden birçok insanın hızlı ilişkilerine de anlam veremiyorum. Çok çabuk sevip sevilip vazgeçen, düşman olmaya meyilli ilişkiler. Ailesiyle böyle mi yaşıyor insan da neden diğer şeylerde hep böyle? Neyse ben istesem de istemesem de hayat çok hızlı.

Yılın başında işimden ayrıldım. Yeni ve emek isteyen yolumu çizmek için gerekli bir şeydi bu. Şu an farklı projelere yoğunlaşmam gerekse de ben hâlâ bir çeşit bunalımın içinden çıkmaya çalışıyorum. Gerçi çıktım gibi bir şey. Ama tüm hayatımı etkileyen bir bozukluktu bu halledemediğim. Hayatımın en önemli dönemini çarçur ettim kısacası. Hâlâ geç kalmış sayılmam ama çok büyük bir kayıp bu. Bunun mimarının bizzat kendim olması, kabul etmek istemeyeceğim bir şey olsa da mecburum. Her ne kadar hatayı karşı tarafa yüklemeye çalışsak da karşı tarafı alıp karşımıza koymuşsak kendi ellerimizle yapmışızdır bunu, izahı yok işte.

Hayatımdan çıkardığım rutinlerin -yani işimin- travmasını daha atlatamamışken yeni bir rutinin oluşması ve onu da kaybediyor oluşum çok zordu. Hem bu yeni rutinin tek yaralayıcı tarafı onu kaybediyor oluşum değildi. Farklı farklı yaralanmalara da sebebiyet vermişti. Aynı zamanda eski yaraları da kanatmıştı. Tüm bunların kapanmasını beklediğim bir süreçteyim. Ve bu süreçte, hayatımdan çıkan iş rutinimi şaşırtıcı bir şekilde özledim. Sabahın en güzel saatlerinde yürüyerek temiz hava almak, akşamın en güzel saatlerinde geri dönmek, arada kalan vakitlerde derdini tasanı kenara bırakıp işlerine yoğunlaşmak insana yaşadığını hatırlatıyordu en azından. Tabii işinde mutluysan, bir takım egosantriklerin ardında durmuyorsan bunlar seni yenileyen şeyler.

Şu an hayatım bir hava boşluğu gibi sıkıntılı ve anlamsız geliyor. Bu bir iyileşme süreci de olabilir ama zorluyor beni. Bu gibi durumlarda omzuna dokunacak bir el olsun isterken bir yandan da bu eli seçmeye başlıyorsun geçmişten ders alarak. Her dostuna o sıkıntıyı anlatmıyorsun. Çünkü biliyorsun ki o anlamayacak ve senin kafanı da daha karmaşık bir hale getirecek. Bu defa ona kızmamayı da öğreniyorsun; artık biliyorsun ki onun elinde değil, onun elinden gelen bu. Anlatabileceğin kimsenin olmaması zorluyor bu noktada.
"Dostum yokmuş benim" dediğim günlere şöyle bir baktım da, abartmışım. Birçok arkadaşım varmış ama herkese de her görev yüklenmemeliymiş. Kimin neye el uzatması gerektiğini bildiğinde her şey daha kolay oluyor. Herkes aynı şeyi paylaşamaz.

Belirsizliğim ne zaman düzelecek bilmiyorum ama elimden geleni yapmaya çabalayacağım. İyi şeyler olsun istiyorum artık, şikayet etmek istemiyorum. Hem bazen güzel şeylere inanıyorum. Masum şeyleri de unutmamak gerekir. Ben hiç unutmuyorum da, siz de hatırlayın ve hep masum şeylere inanın. Bu çekilmez hayatı masumiyet güzel kılıyor.

2 yorum :

  1. Çocukluğumuzda biz ne zaman büyüyeceğiz, ne zaman büyük adam olacağız dediğimiz olmuştur. Çocukluğumuzda sanki zaman durmuştur. Oysa büyüyüp, evlenip, çoluk çocuğa karışanlar ve hayat mücadelesi içinde çırpınanlar için zaman su gibi akıp geçiyor. Hızla yaşlanıyoruz. Onun için çocukluğumuz daha güzel. Çünkü onun içinde masumiyet var.

    Hayatını yeniden gözden geçirmek ve kendini yeniden konumlandırmak gerek. Bu bilinçle sıkıntıları da göğüslemek gerek. Zahmetsiz rahmet olmuyor.

    Bir de dostyların olmalı. Derdini paylaşabileceğin yarenlerin olmalı. Dahada lerisini söylemem gerekirse, insanlık idealinde bir mefkuren olmalı. Kendinizi kesinlikle iyi hissedeceksiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, teşekkürler Profösör

      Sil

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu