18 Nisan 2015 Cumartesi

"Sen gerçek misin?"


Ne demiştim ona "sana gülmek yakışıyor". Benim yüzümden ciddileşiyordu. En doğrusu buydu belki de, gitmesi. Yanımda da hiç gülümsememişti zaten. Her hareketinin, cümlesinin altında yatan "git, git artık, bari şimdi git" feryadını da duymamıştım. Çünkü imalardan anlamazdım, gerçi o bunu biliyordu aslında.
Bana iyi geliyordu. İyi geldiği için kötü gitmek mi istedi acaba? Bilmem. Bilmek de istemem. Yanlış olur, eksik kalır diye korkarım. O yüzden ona bir iki cümle daha yazamayışlarım. Olması gereken olmuş olmalı herhalde. Yoksa bu acıyı boşuna mı çektik? Bari hakkını verelim.

"Kafanda kurma" deyip duruyordu. "Hayal gibisin" demiştim bir gün ben de ona. O gittikten sonra tavsiyesine uyayım dedim ve kurmayı bıraktım. Kurmayı bırakınca daha bir gitti.
Siz yine de hayal kurmayı bırakmayın, belki sizinkiler gerçek olur.


-----


5 Nisan 2015 Pazar

Aklıma geldi de 31

Dengesizim biliyorum.

Hala bir cevap beklemek

Yalan söyledim. Umursamam dedim, üzülmem, kırılmam, önemli değil, sorun değil, kızmadım dedim. Hayatım boyunca yalansızlık üzerine kurulmuş kişiliğim hislerime yenik düştü. Birden bire oldu bu. Birden bire gelen "kızgın mısın?" sorusuna verdiğim yalandan yapılma cevaplar.

Hâlâ beynimin içinde dönüp duran soru işaretleri kendilerini koyacak bir yer buldular ben yerimi hâlâ bulamazken. Niçin kızmıştım bu kadar? Bir soru işareti burayı buldu. Diğeri; neye kırıldım sorumun sonuna oturdu kaldı. Öbürü neden önemli değil dedin o zaman diye sormama yardım etti. Onları oturdukları bu yerlerden sadece ben kaldırabilir, ben gönderebilirdim. Yapamadım. Hâlâ bunu yapmaya çabalıyorum.

Benim kendime verecek bir cevabım yok. Peki beynimde yer kaplayan diğer soruların cevabını nasıl bulacağım daha bunları tam halledememişken.
Bazı şeylerin cevabınıysa kendimden değil, başka birinden almalıyım. Hâlâ bir cevap bekliyorum. Beklerken de kızıyorum kendime, sen daha "kızgın mısın, üzgün müsün, kırgın mısın?" sorularına dürüstçe cevap verememişken nasıl karşıdan dürüst cevapları bekliyorsun? Neden sana seni istemediğini dürüstçe söylesin ki? Hem, hâlâ neden bu onur kırıcı cevabı bekliyorsun ki? Mazoşist misin sen?

Bir cevabım var mı? "Hayır yok üstüme gelmeyin!"

Dünyanın en kötü şeyi unutulmak ve yok sayılmakmış gibi. Aslında öyle değil bilsen de, öyleymiş gibi.



28 Mart 2015 Cumartesi

Aklıma geldi de 30 ( 'ilk yardım')

Döndüm kendime ve dedim ki; "yahu çoğunluğun karşısında bir teksin, nasıl oluyor da o çoğunluğu suçlayabiliyorsun? Demek ki sorun sende."
Yaşadığım her kötü olay sayesinde bir adım daha aydınlanıyorum ve bu beni memnun ediyor. Başta çok üzülüp kırılıyorum ama üzülüp kırılmadan bir şeyleri deneyimleyemiyorsun. Son dönemde öğrendiğim bir şey oldu; yine dedim ki kendime "bir iğnen var bir de çuvaldızın, ne yapacağını biliyorsun."
Sürekli kendini eleştiren biri olmama rağmen bunun yetersiz olduğunu gördüm. Çünkü herkes her şeyi eleştirebilir ama doğru eleştiri yapmak ya da almaktır tek istediğimiz. Eleştiri de bir bilgi gerektirir. Sanırım artık bunu da öğrendim. Kimseye kızmıyorum kendimden başka, önce kendimi suçluyorum artık. Ama bunu yaparken kimseye belli etmemek gerek. Yoksa bunu kullanırlar. İnsan kendi içinde çözebilir.
Kızdım, geçti; yara aldım, kanamayı durdurdum; ayağa kalktım ve yoluma devam ediyorum.

27 Şubat 2015 Cuma

Aklıma Geldi De 29

"O beklediğin kişi ben değilim, safsın temizsin, ben seni üzerim"... bla bla bla...

İyi dediğiniz kadınları hiç sevemeyeceksiniz, değil mi?

24 Şubat 2015 Salı

Bal

Pencerenden bakarsın; kar yağar. Pencerenden bakarsın; güneş açar. Pencerenden bakarsın; karlar erir, yağmur yağar... Ve mevsim değişir. Sen de değişirsin, herkes değişir. Aslında değişmek değil, yetişmek; yetişirsin. Yetiştirir acı düşünceler seni. Koşar, koşar da dünyanın öbür ucuna yetişirsin. Kovalarlar seni, senden ne istediğini bir türlü anlayamadığın kara bulutlar. Taşıdıkları yağmuru illa kafana dökeceklerdir. İste ya da isteme.

Yanında insan olmasına gerek yok, yalnızsındır işte. Çünkü tek bir insan dahi yoktur ki ruhunu tanısın ve kendi ruhunu sana sunsun, zayıflıklarını kullanmaya çalışmasın. Eksikliklerini anlarlarsa vay haline. Yani bilseler bir türlü, bilmeseler bir türlü. Eksikliklerini fark edip seni bırakıp gidene mi kızarsın, eksikliklerin sayesinde seni kötüye kullanana mı? Peki iki satır yazamayan insana nasıl güvenirsin? Mektup yazma zorunluluğu getirilsin istiyorum. Belki o zaman birini tanımak için çok da çabalamak gerekmezdi. Ruhunu farkında olmadan sererdi önüne. Zor olmasa gerek o kadar. Aslında gayet basit.

Neden diye sorma, anlayacağım diye uğraşma; bazı sözcükler gerçekten sembolik. Biz insanlar çok semboliğiz. Biz kendimizi apaçık anlatamıyoruz. Anlatırsak olmuyor, anlatmazsak hiç anlaşılmıyor. Bazı şeylerse durup sessiz bir odada düşünmeden anlaşılmıyor. Bazen de hayat seninle saklambaç oynamak istiyor. Sonra tutuyor kolundan seni, annesinin hazırladığı ballı ekmekleri yemeye götürüyor. Masadaki bal kavanozuna parmağını daldırıyor, çıkarırken bileği kavanozun ağzına biraz sıkışıyor. Kimseciklere söylemiyorsun, kızmasınlar diye. Çünkü kötü bir niyeti yok.

Sahi; hayat senin de ağzına bir parmak bal çaldı mı hiç?

5 Şubat 2015 Perşembe

+13 Karga İle Tilki


Karga ile tilki masalını bilirsin. Hani karga peyniri çok severmiş ya! İşte aslında biraz daha derinlemesine bilseydin masalı, anlardın belki. Anlatayım o zaman devamını:
O kadar severmiş ki peyniri karga; bırak ağzından düşürmeyi, dilinden bile düşürmezmiş adını. Hatta belki de yemek değilmiş niyeti; koklamak ve yanında yatmak istemiş ona hayran hayran bakarak. "Yeme de yanında yat" diye bir deyiş çıkarmış onu görenler. Günümüze, söylene söylene manası değişerek gelmiş bu deyiş. Şimdilerde lezzet için kullanılıyor. Ne bilsinler karganın kalbini?
Karganın peyniri bir evden çaldığı bile söylentiler arasında. Yok öyle bir şey. Karga peynirle tesadüf eseri tanışmış düşünebiliyor musun? Karga o güne kadar peyniri uzaktan tanıyormuş, ama o gün... İşte o gün karşısında peyniri görünce o kadar şaşırmış ve büyülenmiş ki "ben senin methini çok duydum, karşılaşamayız sanıyordum çok şaşkınım" diyememiş. Peynirin o saf, masum duruşu kulaklarına gaipten şu sözleri fısıldamış sanki: "Gel beni al, seninle her yere gelebilirim. Bence seni seveceğim, sen de beni seveceksin. Bak karpuz bile aşık çimene..."
Oysa peynir habersiz, gerçekten saf ve masum...
Almış karga peyniri, "kusura bakma seni ağzımda taşıyabilirim yoksa düşersin" diyerek. Uçmuş, uçmuş, uçmuş... Bir nevi mutluluktan uçmuş. Yorulunca bir ağacın dalına konmuş.
Tilki peyniri görünce bir hışım koşmuş ağacın altına. O da peyniri istiyormuş. Hiç sevmezlermiş zaten tilki ile karga birbirlerini. Sevmediği hayvan olan kargadan peyniri söküp almanın nasıl büyük bir zevk olacağını hayal etmeye başlamış tilki. Tilki kısa boyu yüzünden erişemiyomuş bir türlü o dala, ama aklına bir cin fikir gelmiş. Masalın bu kısmını biliyorsunuz ya işte, karga bu kadar hayranken peynire, düşünememiş işte onu kaybedeceğini. Sözde peynir ona "gel al beni, seveceğim" demişti ya, bizim saf karga inanmış işte buna. Öylesine kendini kaptırıp bir hayali gerçek sandığını bilmiyormuş ki... Zavallı karga tilkinin tuzağına düşüp peynire serenad yaparım düşüncesiyle açmış ağzını. Açmaz olaymış. Ne peynir onun şarkısını duyabilmiş ne de onu sevebilmiş. Aptal karga çok geç kaldığını anlamışsa da artık yapacak bir şey yokmuş tabii. "Ah" demiş, "ben neden peyniri adam akıllı karşıma alıp anlatmadım derdimi? Tilkiyi istediğini söylerse bırakırdım onu tilkiye, vazgeçerdim, ah" demiş. Cesaretsizliğine sövmüş, kendine kızmış ve hala peynirin kendine cevap verebilecek bir canlı olduğunu düşünüyormuş. Ama işte yapmamış ki zamanında! Yuvasına kapanıp günlerce ağlamış, dertlenmiş. Yapacak başka bir şeyi yokmuş maalesef artık. Geç kalmış.
Karga çok aptalmış, tilki çok kurnaz ve işgüzar. Peynir mi? Saf o. Yakınına gelen kargayı fark edemeyen bir saf. Artık onu yutacak olan tilkinin ellerine düşmüş işte.
Bu masaldan karganın çıkardığı bir ders olmuş elbet; bundan sonra peynirleri sadece yemek için gidip çalacakmış. Ha bir de; kendi hatalarına katlanacak, korkaklığına ve aptallığına günah keçisi aramayacakmış. Bana böyle söyledi. Bir de dedi ki; çocuklara masalı bu şekilde anlatamayacakları için değiştirmişler. Böylece karganın peynire aşkını kimse duymamış, bilmemiş.
Tilki ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine... Şimdi mutlu musun ha tilki?
Related Posts with Thumbnails

Share It