16 Kasım 2014 Pazar

Aklıma geldi de 26

Beni bana anlatan kimsem olmadı uzun zamandır. İnsan kendini kendine anlatamaz ki. Ondan bu iç sıkıntısı, kendini bulamama hali.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Daha fazla ENGEL olma.

Engelli nedir? İşte tam budur. Önüne engeller koyulan birey.


Düne ait bir haber...
"Engeli nedeniyle okuldan uzaklaştırmak istenilen Selen'e okulu ve sınıf öğretmeni sahip çıkarken veliler utanç verici bir eyleme imza atarak dün çocuklarını okula göndermedi."

Utanç verici bir haber...
Haberin devamı ise şöyle:

"Antalya’da yüzde 30 bedensel engeli bulunan ve özel eğitim verilmesi gereken Piri Reis İlkokulu 2'nci sınıf öğrenci Selen Sargın ile ilgili sorun yeni bir boyut kazandı. Ulusal yayın yapan bir gazetenin Akdeniz bölgesinde çıkarttığı ekinin konuyu gündeme taşımasından sonra toplumun büyük bir kesiminden tepki çeken olay sonrası okul yönetimi ve sınıf öğretmeni Selen’e özen gösterdi, arka sıralarda oturan çocuk ön sıraya oturtuldu. Bu olumlu gelişmeye karşı diğer öğrenci velileri olaya özenle yaklaşmak yerine çocuklarını okula göndermeme eylemine başladı. Duyarsız toplum örneğinin ortaya konulduğu okulda küçük Selen yalnızlığa itildi.
 Yaşanan olumlu gelişmelere rağmen diğer öğrenci velilerinin davranışlarında bir değişiklik olmadığını aktaran Baba Sargın, “Diğer öğrenci velileri durumu protesto ettikleri için çocuklarını okula göndermediler. Selen şu an sınıfta yalnız. Selen’i okuldan alıncaya kadar diğer veliler çocuklarını okula göndermeme kararı almışlar. Sınıfta şu an yalnızca Selen ve öğretmeni var” ifadelerini kullandı."

Bu konu hakkında yazmak istediğim bir iki şey var. Öncelikle; kısa bir süredir eğitim ve gelişim psikolojisi ile yakından ilgileniyorum. İlgilenmekle kalmayıp mutfağına da girmiş bulunuyorum. Gözlemlerime ve araştırmalarıma dayanarak konuyla ilgili artık az çok söz sahibi olabileceğimi izninizle düşünüyorum. Yılların eğitimcileri dururken benim çıkıp blogda kabaca fikrimi dile getirmem doğru olmayabilir belki ancak ben ahkam kesmek için değil, rahatsızlığımı dile getirmek için bu konuyu yine izninizle açıyorum.

 Hiçbir çocuk; sebebi ne olursa olsun, engeli olsun-olmasın, sorunları olsun-olmasın hiçbir çocuk dışlanmayı hak etmez. O sadece büyümesi, öğrenmesi, kendine yeterliliği oluşturulması gereken bir bireydir. Bu birey önce ailesiyle, sonra çevresiyle öğrenmeye devam eder. Öğretmeni onun ikinci ebeveynidir, arkadaşlarıysa kardeşleridir. Engeli sorunları varsa hep birlikte olmak onu motive eder ve hayata karışmasına yardımcı olur. Kaynaştırma eğitimi işte bu yüzden vardır.

Bir çocuk ele alalım. Zihinsel bir engeli olsun.
Çocuğumuz özel bir çocuktur. Bu yüzden özel eğitime gereksinimi vardır. Özel eğitimine devam eden bu özel çocuk aynı zamanda standart bir sınıfta kaynaştırma eğitimi almak zorundadır. Sınıftaki diğer çocuklar bu çocuğumuzun hal ve hareketlerinden yola çıkarak kendilerinden 'farklı' olduğunu bilinçlerine bir güzel yerleştirirler. Onun ani tepkileri diğer çocuklara normal gelmez ve onu yadırgamaya başlarlar. Eve gittiklerinde çok bilgili çok sevgili annelerine anlatırlar arkadaşlarını. O gün okulda ne tuhaf hareketler yaptığından bahsederler. Çocuğundan daha çok korkar anne. Korkusunu çocuğuna da aşılamaya başlar ve ilk hatasını yapmış olur. Süregelen günlerde veli toplantılarında dedikodular başlar; "aaa sizin çocuğunuz da mı ağlayarak geliyor eve?" "Ya ben çok korkuyorum ya gözüne kalem sokarsa" "Benim çocuğuma benden iyi mi göz kulak olacak öğretmeni sanki" "Hepimiz imza toplarsak okuldan gönderirler"... bla bla bla...
Ve belki de "Aklıma parlak bir fikir geldi; yarın hiçbirimiz çocuğumuzu okula göndermeyelim".
Bunu ben kurguladım. Peki ya yukarıdaki haber bu kurgunun hangi bölümünde?

Bir de şöyle bir şey kurgulayalım;
Engelli bir çocuğunuz var (zihinsel ya da bedensel). Özel eğitime gereksinimi var, aynı zamanda kaynaştırma eğitimine katılıyor. Onu okula götürürken sokakta bazı insanların istemsizce size baktıklarını görüyorsunuz. Bazıları yarım metre daha sola ya da sağa doğru açılarak sizden daha uzak geçmeye çalışıyorlar yanınızdan. Okula varıyorsunuz. Sınıfına kadar bırakıyorsunuz biricik yavrunuzu. Diğer çocuklar tuhaf tuhaf süzmeye başlıyorlar her sabahki gibi. Sonra öğreniyorsunuz ki sınıfta hiçbir çocuk yanına oturmak istemiyormuş. Velilerin de çocuğunuzu okuldan atmak için birlik oldukları geliyor kulağınıza. Ertesi gün çocuğunuzu sınıfa getirdiğinizde sınıfın bomboş olduğunu görüyorsunuz.

İki farklı bakış açısıyla iki kurgu.
Yetişkinler her zaman çocukların rol modelidir. Bu yetişkinler ebeveynler de olabilir öğretmenler de bakkal amcalar da. Vicdanlı bir birey yetiştirmekse her şeyden önce gelmelidir. Rol model erdemli biri değilse çocuktan öyle olmasını bekleyemeyiz. Öncelikle yetişkinlerin farklılıklarla barışık olması gerekiyor haliyle.
İnsan olmak belki de birkaç aşamalı. Başarmakta zorlanılan aşama da ilk aşama;farklılıkları kabullenmek.

Habere dönecek olursak;
Durumun aslını her yönüyle bilmememize rağmen velilerin bu tutumu vicdanı olan herkesçe yanlış. "Durumun aslını her yönüyle bilmememize rağmen" dedim, çünkü olaya çok yönlü bakayım diyorum ve acaba Selen'in ailesi kaynaştırma eğitiminin yanında bir destek eğitimi de almayı mı reddediyor diye sorguluyorum. Böyle düşünmemin sebebi de yine bu olayı haberleştiren gazetede çıkan diğer bir haber. Öyle bile olsa bu, diğer velilerin davranışını hiçbir şekilde masum göstermiyor. O yapılan eylem okul yönetimini falan değil, direkt Selen'in psikolojisini etkilemektedir. Umarım aileler derhal yaptıkları bu ayıbı kabul edip Selen'den özür dilerler. Çünkü olanlardan bihaber bir çocuk söz konusu. Selen'in psikolojisini etkileyen bu olay diğer çocukların da psikolojisini farklı bir yönde etkiliyor.

Ve bir tespit; engelli çocukları gözlemlediğinizde sevgiyle uysallaştıklarını görürsünüz. Engelsiz insanlarda da böyle değil midir? Sevgisiz insanlar değil midir o agresifler? Sevgi yatıştırıyor. Onun için dışlamak yerine sevgiyle 'içlemek' gerekiyor.

5 Ekim 2014 Pazar

İç Çocuk

Koşuyorum. Ama asla kovalamıyorum. Kovalamak onlara mahsus diyorum.
"Çok sıcak" diyor, "kış mı gelsin?" diyorum. Ama mevsimler soru sormaz. Bunu biliyoruz.
Bildiğim bir şey daha var diyorum sonra; mesela büyümek yalnızlıkla ilintilidir, çocukluksa doğayla iç içe bir kardeşlik. Ben büyüdüğümde bir de baktım kış gelmiş.
Üzerime abuk sabuk örtüler örterek kışı unutmaya çalışıyorum.
Bazı şeyler bitip yenileri başlarken alışkanlıkların mı, yeniliklerin mi yaşamımda iyi izler bırakacağına karar veremiyorum. "Çünkü bazen dengen bozulur, devrilebilirsin" diyor.
Tek soru soruyorum bu sıralar herkese; küfretmemem mi gerek?
 
Pardon, şimdi aklıma geldi, bildiğim bir şey daha var benim. Yaş alıyorsan illa ki kirleneceksin arkadaş. Çocuksu saflığın ya bir küçücük parça ya da büyük bir parça olarak kopacak senden. Mesela karşındakinin pis ince hesaplarını bir lafıyla çözeceksin bazen. Bu bana acı veriyor, sana da verebilir diye uyarıyorum.
Dinlemiyor. "Ben büyümeden öleceğim".

Büyümeden ölemezsin çocuk. İnsanın içindeki çocuklar böyle yapmaz. Onlar büyüyünce ölürler. Sen de diğerleri gibi büyüdüğünü görerek öleceksin. Acı çekerek, sürünerek. Böyle olsun istemem ama seçeneğin yok. Seni içimden çıkarmamın başka bir yolu yok.
Bahar geldiğinde abuk sabuk örtüleri dolapların üzerine atarken üç kere düşüneceğim yine "zamanı geldi mi" diye. Ben bunu bile bu kadar düşünüyorsam...
"Bunları bahar geldiğinde tekrar konuşuruz" diye konuyu kapatmak istiyorum. İtiraz etmiyor.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Geçsin Günler





Koskoca bir dört mevsim daha geçiyor değil mi? Neyi bekliyorsun arkadaş? Benim gibi korkak mısın yoksa?

19 Eylül 2014 Cuma

Söyle Neden?

Bugün yine yalnızlaştım anne. Anlatsam kızacaksın, "neden sen de onlar gibi yapmıyorsun, neden kendini öne atıyorsun, neden sahte gülücükler atmıyorsun sen de onlar gibi?" diyeceksin biliyorum. Yapamam anne. Yapamadım.

Nasreddin Hoca'nın "Timur'un filleri" fıkrasındaki gibi kalakaldım önce. Timur'un karşısına kendi isteğimle çıktım anne ben, köylüler istiyor diye değil. Ama köylülerin beni o kadar ortada bırakacağını da hiç zannetmiyordum. Hatta sonradan "büyütüyorsun, saçmalama, neden gittin ki" diyeceklerini de hiç düşünmemiştim. Olsun, mesele bu da değildi. Timurla küstük sadece, sorun değil.

Sonra sanki Timur'a da köylülere de bir şey yapmışım gibi herkes uzaklaştı benden. Kimse "halin nedir" diye sormadı inanır mısın? Herkes Timur'un fillerine kızdım, hâlâ onun için kızgınım zannetti. Hiç benimle konuşmaya çalışmadıklarından, aslında Timur'un üslubuna kırıldığımı kimse bilmedi. Bütün gün tek başımaydım anne. Kimsesiz gibi hissettim. Kafam attı; ama kafam attığında arayabileceğim kimsem olmadığını o an fark ettim. Kendimi kapatacak bir oda bulamadım. Tek başıma mücadele etmeliydim. Ama beynimin içinde bin bir düşünceyle asla mücadele edemedim. Bütün gün beynimin içindeydiler ve yakıp kavurdular beynimi.

Hele köylülerden biri var ki; bana hep moral vermiştir. Psikolojimin en kötü olduğu anlarda beni hep dinlemiştir. Kendisi de en özel anlarını hep bana anlatmıştır. Ama o bile uzaklaştı benden, sebepsiz. Timur'a küstüm diye mi? Ortamı gerdim diye mi? Ya da ne bileyim, moral vermek istemediğinden mi? Eve dönerken hep yanıma gelip koluma girerdi bu köylü, bir şeyler anlatırdı; ama bu sefer hiç dönüp bakmadı bile. Yürüdü gitti. Neden? Sanki ben kötü durumdayım diye her şey kötü gitmeliydi o an. İyileştirmek yerine herkes daha da yalnızlaştırmalıydı beni.

Çantamdan buldum telefonumu, ciddi ciddi arayacak birilerini aradım. Dertleşmek için değil, sadece beynimi susturmak için. Susmuyordu, konuşuyordu aralıksız; neden neden neden neden neden... diyordu. Hadi Timur'u anladık, köylüye ne oldu?

Seni aradım işte anne. "Ne al demiştin gelirken?"

Ben bugün kafam attığında arayacak kimsem olmadığını anladığımda kesin olarak yalnızlaştım işte anne. İnsanlardan bir kere daha soğudum. "Ben size ne yaptım" diye ağladım. Yine ağladım anne, kızma. Kafam attığında arayabileceğim tek bir kişi vardı aslında ama... Aramamalıydım onu. Dayanamadım:

Sadece tek bir an gülebildim; balayında falan dinlemeden nikâh şahitliğini yaptığım biricik dostumu aradım. Cıvıl cıvıl açtı telefonu. Ona aynı şekilde karşılık veremedim. Ama mutlu gününü de asla berbat etmedim. Hiçbir şeyi belli etmedim. "Nasılsın?" dedi "İyi sayılır, sen nasılsın?" diye karşılık verdim ama ağlamaklı sesimi kamufle etmiştim. Güzel şeylerden bahsetti, cıvıldamaya devam etti, o cıvıldadıkça bahar havası esti, etraf cıvıldadı. Ben gülümsedim. Sesimden mutluluk aktı. Yüzüm güldü. Ama uzaktaydı işte. Hep olmayacaktı o bile. Telefon kapandıktan sonra aynı buruk, soğuk, biçimsiz hayat belirdi zaten akabinde.

Anne, ben çok yoruldum artık. Ben bugün yine yalnızlaştım. Kaç kere ölür insan anne, ya da kaç kere yalnızlaşır söylesinler.

14 Eylül 2014 Pazar

Baba

Kızsam da, küssem de, bıkıp usansam da zaman zaman, sevdiğim bir adam var. Küsmeme, üzülmeme hiç dayanamayan bir adam...
Ve belki hayatımda ilk ve son kez duyabildiğim bir gülümsemeli cümle; "ben senin için her şeyi yaparım be manyak!"

Bir kız çocuğunun en önemli adamıdır 'baba'! En güzel hatıralardaki tek adamdır. Hiçbir erkeğin duramayacağı bir yerdedir. Kız babasıdır o, farklıdır.
Ben senin için her şeyi yaparım be manyak!

2 Eylül 2014 Salı

Papağanım Olmasınmış

Bir papağanım yok benim.
Karşılıklı oturup manasızca kısa diyaloglar kurabilirdik ve birbirimizi yargılamazdık.

Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırmış ya -kim uydurduysa-; bir papağanım olsaydı dişi ya da erkek fark etmez, muhakkak beni güldürürdü. Nereden mi biliyorum? Öyle işte. Hisleri önemsememek robotların işidir kardeşim, bazen bir şeyleri kesin olarak bilmeme gerek olmuyor. Hoş; bir papağanın gülümsetebileceğini düşünmek pek bir bilgi gerektirmiyor gibi sanki.

"Bir Jako papağanım olmasın mı yani?" dedim, olmasınmış. Nedenini hiç sorma. Bir sürü abuk sabuk bahane... İnsanlarla aynı evde yaşamak çok zor kardeşim, hayvanlar öyle mi ya? Bir papağanım olsaydı ben ona bu kadar sinir olmazdım herhalde. Ben galiba son zamanlarda iyice kalpsizleştim belli ki.

Hem depresyona girermiş papağanlar. Tüylerini falan yolarlarmış sonra. "Tamam" dedim "kabul, tam benlikmiş bu papağan. Beraber çok mutlu oluruz bence." Ben sadece kafeslere karşıyım kardeşim. Kafes nedir kardeşim, kocaman papağan hiç kafese sığar mı? Büyük papağan kafesleri varmış, hah! Papağanın kocaman geveze dünyası diyorum sana, hiç sığar mı kafese? Nerede mi yaşayacaklar? Ben bilmem kardeşim, onu besleyene soracaksın. Ben papağansız bir insanım kardeşim, bunu sakın unutma.

Benim karşılıklı iki çift küfür edeceğim bir papağanım yok be! Yok işte kardeşim, niye yok, niye olmasınmış?
Related Posts with Thumbnails

Share It